geleceğimizin susuzluktan çatlamış bir dere yatağına benzeyeceği, kuruyup gideceği ayan beyan ortada olduğu halde (belki de bu yüzden), ipinden kopmuş bir neşe içindeydik.
Bıraktığımız her iz bizi sonsuza kadar takip ediyordu. Geçmişimiz geleceğimize teslim olmuştu. Dün yarın olmuştu artık. Zamanın tümü, geçmiş-şimdi-gelecek yekpâre bir zaman olmuştu.
Tam da beni ölümüne sevdiğine inanmak üzereydim. Biri beni gerçekten seviyor işte, daha ne istiyorum? Aşk karşılıklı bir şey olsa Ali beni terk etmezdi. Sevmek acı bir arzu. Sevilmiyor sevenler.