Bu zamana kadar okudugum en guzel Stefan Zweig kitabıydı. Hayatından daha dogrusu hayatsızlığından bunalmış, yaşadığını hissetmeyen, her şeyi elinde olan burjuva kesiminden olmasına rağmen bunlardan çok sıkılmış olan ve daha önce hayatında hissetmediği heyecanları yaşayarak hayata bağlanan bir adamın öyküsü. Bazı kişiler için cok önemsiz olan bir durum başka insanları hayata bağlamaya yetecek güçte olabiliyor. Aynı olayların farkli insanlar üzerindeki etkilerinin arasında bu kadar uçurum olması dünyada ne denli farklı hayatların yaşandığını tekrardan gösteriyor.
Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.
O dönemde bazı yarı farkındalık anlarında bilincine tam varamadan içimde özlemini çektiğim sey arzulardan ziyade, arzulama arzusuydu; daha güçlü, daha bağımsız, daha tutkulu, daha doyumsuz istek duyma, daha yoğun yaşama, belki de acı çekme ihtiyacıydı.