“İnsan bir ülkeyi kaybettiğinde sınırlarını, sokaklarını, dilinin yankılandığı yerleri kaybeder. Bir evi kaybettiğinde odalarını, pencerelerini, eşyalarını. Ama bir insanı kaybettiğinde yön duygusunu kaybeder. Çünkü bazı insanlar zamanla evin olur; içindeki pusula olur, dünyaya baktığın pencere olur, akşam dönüp geldiğin kapı olur. Bir şehir yeniden kurulabilir. Yeni bir ev bulunabilir. Başka bir ülkede yeni bir hayat başlayabilir. Sonra insan kendisini neyin öldüreceğini düşündüğünü fark eder bazen ve aklına hep büyük şeyler gelir. Hastalıklar, kazalar, savaşlar, yaşlılık, kalp krizleri. Ölüm sanki hep dışarıdan gelen bir kuvvetmiş gibi. Oysa bazen insanı öldüren şey bedenine giren bir şey değil, hayatından çıkan bir şey olur. Bir sesin eksilmesi, bir sandalyenin boş kalması, yıllardır ilk aradığın kişinin artık telefonu açmayacak olması. İnsan kederden de bir günde ölmez. Günler, aylar geçer, mevsimler değişir, dünya aynı dünyadır, gökyüzü aynı maviliğiyle tepende duruyordur. Ve sonra insan yaşamaya devam eder. Kahvesini içer, sokağa çıkar, telefonunu açar, arkadaşlarıyla konuşur. Oysa içeride ev çoktan yıkılmıştır. İnsan bir süre daha enkazın içinde sessizce yaşamaya, yolunu bulmaya çalışır.”
Elif Key