Oğuz Atayın bu tiyatro eseri yine romanlarıyla aynı tadı verdi bana. İçinde bol bol gönderme vardı, eleştiri vardı. Herkesin anlaması için yazılmadığı ve okur seçtiği çok belli. ‘Seyirciden bize ne? Biz kendi aramızda oynuyoruz.’ diyor zaten. Diğer kitaplarına da göndermeler var. Turgut diyor bir yerinde, kendini tehlikeli oyunlardan koru diyor, diyor da diyor. Kendi hayatını oyun olarak görüyor ve ‘oyun nerede bitiyor, hayat nerede başlıyor, hiç anlamıyorum.’ diyerek bunu ifade ediyor. Çünkü oyunlar, onun için bir ölüm kalım meselesi.
İnsan, kendisi gibi olanlara merhamet eder mi hiç? Dilenciler ya da soylu kişilerle doldurmalıyız sahneyi. Çünkü insan ya düşkünlere acır, ya da yüce varlıkları kıskanır.
Kitapta adı geçen kadının bize anlatmak istediği her şey, altmış yedi yıllık hayatının sadece yirmi dört saatlik bir zaman dilimini kapsıyor. Yirmi dört saate sığdırılan ve iç hesaplaşmasını yaptığı bu olayın hikayesini Zweig yine harika kurgulamış. En şaşırdığım detay da bir kadının ifadelerini nasıl böyle kusursuz anladığı ve duygularını neredeyse eksiksiz ifade edebildiği. Çok başarılı buldum, tavsiye ederim.