elif

O hayat ki insanı durmadan işe çağırır, büyük sevinçlerin ışığıyla aydınlanan büyük acıların yıldırımlarıyla dolan geniş bir gök altında fırtınalar içinde geçer, o hayat ki içinde boş umutlar parlak mutluluk hülyaları hüküm sürer ve düşünce kendi kendini yakar kavurur; tutkular insanı kemirir zeka yener ya da yenilir orada insan sürekli bir savaşa girişir savaş sahnesinden yaralı bitkin ama gene de doymamış muradına ermemiş olarak çekilir
Reklam
Derdi olduğu zaman duyduğu üzüntü yağmurda şemsiye açmak kabilindendi.Üzülmesi de uyuşuk bir tevekkülden ziyade bir öfkeyle benzerdi.Istırabına sabırla katlanırdı,çünkü nedenini başkalarında değil kendinde arardı.Sevinçleri de yoldan çiçek toplar gibi koparır ve daha solmadan atardı;böylece her zevkin dibindeki acı tortuyu tatmazdı.
Zaten tabiatın vahşisini,heybetlisini ne diye severler bilinmez Vahşilkten heybetten ne çıkar? mesela deniz. tanrı eksik etmesin ama bizden uzak olsun daha iyi! insana hüzün vermekten başka şeye yaramaz. Baktıkça ağlayacağın gelir. Bu uçsuz bucaksız su kütlesi önünde ruh ezilip büzülür;hiç değişmeden alabildiğine uzayıp giden bu güzel manzarada yorulan göz dinlenecek bir yer bulamaz.
"modernliğin dinle olan temel meselesi onu kökten inkar etmesi değil,etkisiz ve yetkisiz bir vicdani öğretiye indirmek istemesidir"
zira insan,tanımı gereği yer yurt sahibi olmayı ister.bir yere ait olmayanın herkesin mülkü olması kaçınılmazdır.düşünmek,insanın ait olduğu yeri bulma çabasıdır.
Reklam