Başta annesi, şu basit insanlara öyle tutuluyordu ki. Para hemen hemen her şeydi gözlerinde. Namus, şeref, haysiyet, devrimin yıktığı yahut da yıktığını sandığı kalıntılarla savaşmayı kendine vazife edişi hemen hemen aptallıkla denkti. Nesine lazımdı' Yalandan devrimci görünüp gizliden gizliye işini uydursa kim farkına varacaktı?
Mazhar'sa bunu anlamıyordu, anlamayacaktı. Ya devrimciydi, ya değil. Devrimciyse, devrimin savaşmayı kabullendiği kalıntılarla kıyasıya savaşmak, isterse milyonluk çıkarı olsun, sırtını dönmeliydi.
Bir zamanlar nasıl olup da böyle bir zalimi, bu kadar değersiz bir insan müsveddesini efendim olarak kabul edebildiğime, yüreğimin hayranlık duygularıyla dolabildiğine şaşıp şaşıp kalıyordum. Çünkü masum insanları öldürmekten zevk alan, kendi başı derde düşünce çocuklar gibi hüngür hüngür ağlayan, gâvur parasıyla metelik etmez bir zavallıydı bu.
Ona göre ruh, dünya nimetlerinin tutsaklığından kurtuldukça özgürleşiyor, bağımsızlaşıyor ve dünya yüzünde hiçbir krala ve imparatora nasip olamayacak bir büyük iktidara kavuşuyordu.