Yanında oturan Hodbin'e kısa bir bakış attı. Gezgin oğlanın elleri bağlı olsa da Otto, hâlâ Hodbin'in kucağındaydı. Birkaç adam Öfke'nin cesedini suya fırlatana kadar kedi, hiç susmadan bağırmış; ortalığı ayağa kaldırmıştı. Öfke gidince Otto da sonunda, sesini kesmişti. O zamandan beri de Hodbin'in kucağında büzüşmüş oturuyordu. Hodbin ise kardeşinin bedeni suya gömülürken sessizce ağlamıştı. Lunu, onun ağlayacak biri olduğunu hiç düşünmemişti. Oğlan gözyaşlarını saklamak için çok uğraşmıştı ama Lunu, onun titreyen omuzlarını hissedebiliyordu.
"Öfke, bize sadece yardım etmişti!" diye hırladı Arm, sertçe. Kayalı oğlanın gözleri, akmamış yaşlarla ağırlaşmıştı.
"Sen de olabilirdin," dedi Beau, ona dik dik bakarak.
"Teşekkür mü etmeliyim?"
Kanı tekrar kaynamaya başlamıştı. karşısındaki hainin sakinliği, Dante'nin dinen fırtınalarını alevlendiriyordu.
"Evet. Evet, bence de teşekkür etmeliyiz," dedi Dante, diğerlerine bakarak. Sonra da döndü ve Beau'nun yüzüne tükürdü.
"Teşekkür ederiz. Şimdi, siktirip gidebilirsin."
Şafaktan hemen önce Dante'nin fark ettiği ilk şey, bilinmeze giden bu yolda, Hodbin'i denize atma fikrine direnmenin çok zor olduğuydu. İkincisi de muhtemelen, bu karara sadık kalabilmek için ciddi bir irade gerektiği olurdu. Kibirli Gezgin, Kızılcık'ı ele geçirdiklerinden beri susmadan emirler yağdırmış ve kadırganın üzerinde, kasılarak poz kesmişti. En sinir bozucu kısmı da çoğunlukla haklıydı ve Dante, gönülsüzce de olsa onun, işini bildiğini fark etmişti.