Dünya var olduğu sürece, aynı oyun oynanacak ve hilebazlar kazanacaktı. Bundan rahatsız olmak yerine kuralları öğrenmek, en iyisiydi.
Hatta daha iyisi vardı ki o da kuralları, kendin yazmaktı...
Heybetli cüssesinin her ayrıntısı, Hodbin'in içini tiksintiyle dolduruyordu. Ayları, hissettiği korku ve çaresizlik yüzünden kendinden nefret ederek geçmişti. Sanki ona yapılan zorbalıkların sorumlusu, uyum sağlayamayan Hodbin'miş gibi.
Ama asıl sorumlular, oradaydı işte. Avare geçmesi gereken gençliğinin üstüne kara bulut gibi çökenler, onlardı.
"Bana ilk kez adımla seslendin," dedi hayretle. Dante, buna karşılık ne diyeceğini bilemedi.
Sadece bir anlığına kendine, birini sevmenin nasıl olacağını hayal etme iznini verdi. Zalim bir dünyanın acımasızlığına birlikte gülebileceği birisinin olması, nasıl olurdu ki?
Hep yalnız olmamak, nasıl bir duyguydu? Seni umursayan birine sahip olmak...
"Neden o sıska fareye bakmakla uğraştığını hiç anlamıyorum," diyerek, oturduğu yerde gerindi.
"Çok garip, ben de aynı şeyi senin için Dede'ye söylemiştim, göt suratlı," dedi hırlayan Öfke.
İşte benim hatırladığım Öfke, bu.
"Tüylü şeytanını benden uzak tut, yeter," dedi Hodbin, kollarını pes edermiş gibi kaldırarak. Öfke'nin gözleri kısıldı. Burun delikleri şişmişti.
"Burası, onun evi; beğenmiyorsan, siktirip gidebilirsin," dedi dişlerinin arasından.