"Biliyorum. Hem ünlü hem de mutlu olmana asla izin vermezler." Tek kaşını kaldırdı.
"Sana bir sır vereceğim."
"Söyle." Böyle davranması çok hoşuma gidiyordu.
"Hem ünlü hem de mutlu ilk kahraman ben olacağım." Elimi tuttu, avuçlarımızı birbirine dayadı. "Yemin et."
"Niye ben yemin ediyorum?"
"Sebep sensin de ondan. Yemin et."
"Yemin ediyorum," dedim. Yanaklarındaki rengin gözlerindeki alevin içinde kaybolmuştum.
"Yemin ediyorum," diye beni yankıladı.
İlk gün liri bana gösterdiğinde, "Keşke bunu da aldığını bilseydim," dedim. "Lirden ayrılmak istemediğim için az daha gelmeyecektim."
Akhilleus gülümsedi. "Artık her yere peşimden gelmeni sağlamanın yolunu biliyorum desene."
Ateşin ışığında Akhilleus'un gözleri parlaktı, titreşen gölgelerle çehresi keskin çizgilere bürünüyordu. Bu yüzü karanlıkta da, kılık değiştirmişken de tanırdım dedim kendi kendime. Deliliğin pençesindeyken bile tanırdım.
Kheiron, "Tanrılar onu cezalandırmak istedi," dedi.
Akhilleus başını sabırsızlıkla iki yana salladı. "İyi ama kadın için daha büyük bir ceza olmuş bu. Tanrılar adil davranmamışlar."
Kheiron, "Tanrıların adil olması gerektiğini söyleyen bir kural yok, Akhilleus," dedi. "Hem biri gitmişken dünyada kalmak daha büyük bir cezadır belki. Sence?"