yalnız ölüm yalan söylemez!
ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır.
hayatın derinlerinden seslenir, yanına çağırır bizi. ve biz, henüz insanların dilini bile anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı yarıda kesiyorsak, bunun nedeni, ölümün seslenişini duymuş olmamızdır… ömrümüz boyunca ölüm bize el eder, çağırır bizi.
benim odam da bir tabut değil miydi, yatağım mezardan daha soğuk, daha karanlık değil miydi? o yatak ki hep hazırdı ve beni uykuya çağırıyordu!—bir tabutta olduğum duygusunu sık sık yaşamışımdır. geceleri odam küçülüyor, bunaltıyordu beni. mezarda hissedilen de bu değil miydi? kim bilir ölümden sonra ne hissedileceğini?
çünkü biliyordum, benim hayatım yavaş yavaş ve acılı, susmuş sona ermiştir. o halde niçin o sağlıklı, iyi yiyen, iyi uyuyan, iyi çiftleşen ve benim dertlerimin zerresini hiçbir zaman duymayan ve yüzlerine her dakika ölümün kanatları değmeyen o ahmakların, o ayaktakımının hayatlarını düşüneyim?