İfade edilmeyen, görülmeyen ve çözümlenmeyen duyguların zamanla yoğunlaşmasıdır. İçimizde sessizce birikir, yer kaplar ve fark edilmeden ağırlaşır.
Toplumsal bir algı hâline gelen "kimseye güvenme" uyarısı ise artık gözümüze kırmızı bir uyarı ışığı gibi çarpıyor. İnsanlar giderek daha fazla bireyselleşiyor; herkes, farkında olmadan, diğerini potansiyel bir tehdit gibi görmeye başlıyor.
Bu güvensizlik ortamında insanlar hayatlarındaki iyi ya da kötü hiçbir detayı paylaşmamayı seçiyor. Kırgınlık gizleniyor, duygular bastırılıyor. Ancak eninde sonunda, birbirimize karşı verdiğimiz bu anlamsız savaş patlak veriyor.
Çoğu insan bunun farkına vardığında "Ben aslında çok yorulmuşum." diyor. Oysa belki de mesele yalnızca kişisel yorgunluk değil. Biz, toplumsal beklentilere göre hareket eden, güçlü görünmeye çalışan, mesafeyi güven sanan insanlar hâline gelmişiz. Kendimizi korumaya çalışırken, birbirimizden uzaklaşmışız.
Ve belki de en çok bu uzaklık yormuş bizi.