“Güneşe doğru yürümek neden bu kadar zordur? Çünkü iliklerinize kadar yanarsınız ve damarlarınızdaki kan buharlaşır. Aslında güneşe yürümek uzaya merdiven yapmak gibi imkansız değildir.. Aynaya bakmak kadar kolaydır. Aynaya bakmak ve daha fazlasını görebilmek.. İlk kısım her gün, her sabah, herkesin yaptığı ama ikinci kısım çok az insanın fark ettiği, yapabildiğidir. Aynaya baktığınızda ve kendinizi gördüğünüzde; bakıp geçer misiniz ya da kendinizle konuşur musunuz? Sahi o gördüğünüz kişi kim? Gerçekten de siz misiniz? O kişiyi seviyor musunuz? Ona güveniyor musunuz? Eğer o gördüğünüz sizse, diğer insanların gördüğü kim? Farklı biri mi? Güneşe doğru yürümek bu yüzden zor işte! Ay' a merdiven belki yapılır da sizin gördüğünüzle, başkalarının gördüğünü dengelemek? Aman Tanrım, Azrail nerede? Ruhunuzu teslim etmek daha kolaydır. Peki ya güneşe doğru yürümek değil de ona varmak nasıl bir his? Buharlaşıp uçmak gibi mi yoksa yeniden doğmak gibi mi? Bence nasıl biliyor musunuz? Kendinize kavuşmak gibi... Dağları delip, yolları aşıp, imkansıza ulaşmak gibi.. Öyle bir his ki, tarifi imkansız. Ama güzel bir örneğim var, aşık olanlar der ya midemde kelebekler uçuyor.... Bu yaşıma geldim hala anlamadım, ama mecaz kulağa hoş gelir. Kendine kavuşmak da öyle işte, imkansızların bir dilekle ve zamanla gerçek olması gibi. Ben bugün güneşe yürüdüm, biraz dilek, biraz zaman, biraz zaman, biraz da sıla....”
Elif Neşe Oruç