Karanlık, yolun üzerine çökmüş bir ağırlık gibi asılıydı. Sis o kadar yoğundu ki, arabanın farları yalnızca birkaç metre ötesini aydınlatabiliyor, gerisi sonsuz bir boşluk gibi görünüyordu. Direksiyonu sıkarken parmakları uyuşmaya başlamıştı; içeride sessizlik değil, adeta bir sessizliğin çığlığı vardı.
Bu yoldan hiç geçmemişti.
Hatta bu yola nasıl saptığını bile hatırlamıyordu.
Sanki biri onu buraya yönlendirmiş gibiydi.
Kaybolmuştu.
Ve bir doğum gününe yetişmeye çalışıyordu—
kendininkine.
İnsan kendi doğum gününe geç kalır mıydı?
Hayat bazen bunu bile mümkün kılacak kadar acımasız olabiliyordu.
Bir anda, hiçbir uyarı olmadan, araba şiddetle sarsıldı. Bir çarpma sesi, ardından metalin titremesi… Başını ön cama çarptığında gözleri karardı.
Son hatırladığı, alnından sıcak bir damlanın süzülüşüydü.
Karanlığa gömülürken içinden tek bir cümle geçti:
“Biri beni burada istemiyor.”
Elif Neşe Oruç