Kısa bir hikaye, tarafımdan yazılmıştır.

Vücudunda müthiş bir sıcaklık hissediyordu. Kan ter içinde kalmıştı. Dışarıdan tıpır tıpır yağmur seslerini işitince yatağında olduğunu anladı. İki elini saçlarının arasına aldı. Tekrardan doğruldu. Derin bir nefes aldı.

<<Gördüklerini hayal meyal hatırlıyordu. Kırmızı büyük taşlı duvar, beton kaldırım taşlı zemin, yemyeşil bahçeli mavi Cami, biri küçük biri büyük karşılıklı binalar. Köy meydanı olmalı ve karşılıklı kahveler.

,
.
.

Birkaç kişi oturmuşlar kahvenin önüne. Yüzler net değil. Biri Mehmet Ağa diğerlerinin sesi var sadece. Biri yeni traktör almış, malını över; biri çocuğunu memur yapmak ister, tanıdık olmadığından yakınır; birinin meyve bahçesini don çarpmış ne yapacağını bilemez, çoluk çocuk koca sene.
.
.
.

Birden ev yolunda , arkasında ‘O’ , kucağında bir çocukla. Seslenildiğini işitti. Yüzünü dönmedi ama bir adım daha da atmadı. Anlatılanları duyuyor ama anlamıyordu; çok uzak hüzünlü bir ses ve acı bir bebek ağlaması . Öyle bir ağlama ki yıkılıyor ortalık , kulakları eriyor, ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor…….”>>


Yorganı üzerinden attı. Buz gibi zemine bastı. El yordamıyla terlikleri ayağına geçirdi. Kapıyı açıp dar koridoru geçti. Salondaki sehpanın üzerinden sigarasını buldu. Camı açtı, buz gibi bir hava yüzüne çarpınca biraz kendine gelir gibi oldu. Sigarasını yakıp derin bir nefes çekti.


<<Sanki her şey dün gibiydi. ‘O’ birden çekip gitmiş ve yerini derin boşluğa bırakmıştı, hiç dolmayacak bir boşluk. Aylarca onu aradı. Çalmadığı kapı sormadığı kimse kalmadı, bir umut. Aylarca bekledi hiçbir haber yok, hiçbir ses yok karanlığı aydınlatan.

Uykusuz geceler. Düşüncelerden bir boşluk bulup uyuduğu ve gece yarısı kabuslarla uyandığı. Arkası arkasına kabuslar. Tartılan zamanlar, kim haklı. O mu kendisi mi. Pişmanlığın göğsüne taş gibi oturuşu. Haykırışlar, haykırsa da gecenin karanlığında kaybolan bir ses. Uykusuz geceler…Uyanıp tekrar uyumak istemediği, istese de uyuyamadığı. Karanlık geceler, karanlık gündüzler. Rüya ile gerçeğin, bilinç ile bilinç dışının karıştığı zamanlar. Ağzını bıçak açmadığı, kimseye bir şey anlatmadığı, anlatmak istese de anlatamadığı derin suskunluklar. Hayat ile bağlantısını kesen ayrı bir zamanda dünyada kendi karanlığında yaşayan bir beden.

Zamanla her şeyi unuttu, hayat devam ediyordu boşluklarıyla, eksiklikleriyle beraber. Arada ‘O’ nu hatırlasada eskisi kadar canı yanmıyordu. Kabuslar görmüyordu, her ne kadar rahat uyumasa da.

Bir gün bir dönüş ve yine ‘o’. Ne diyeceğini bilemedi. Her şeye herkese rağmen geriye dönmüştü ve kendisini affetmesini istiyordu. Ne kadar değer verdiğini göstermek için eve kadar da geldi, anlattı her şeyi eksiksiz. Hiçbir şey demedi, diyemedi ne iyi ne kötü. Eskisi gibi miydi yoksa nefret mi ediyordu ondan. Hiçbir şey bilmiyordu, içindekiler donmuştu, sertleşmiş, katılaşmış.>>


Bir nefes daha çekti, yağmur iyice hızlanmıştı.

<< Affetmeli mi? Nasıl, ya o kadar çektiğin, uykusuz gecelerin, suskunlukların, kendini harap edişin hep onun yüzünden değil miydi? Bir kere arayıp soramaz mıydı, nerede olduğunu, ne yaptığın bilse yeterdi. Bu kadar mı vefasızdı, hiç hatırı yok muydu?
Kendini de mi hiç saygın yok, kendini ayaklar altına mı alacaksın?
Ya arayacak durumda değilse, o çekmedi mi sanıyorsun yaban ellerde. Hem herkesi, her şeyi ne kadar da özlemiş. O hala aynı yine aynı çocuksu masumiyeti. Gerçeği büyümüş kocaman kadın olmuş, gittiğinde daha çocuk sayılırdı. Hem çocuğu da olmuş, güzel midir dersin sana benzer mi? Onunsa elbet güzeldir, benzer ya niye benzemesin. Kocasıyla da mutluymuş. Mutlu olsun en çok o hak eder mutluluğu. Nikahı da varmış. Hem herkes affetmiş bir sen kalmışsın. Ne olursa olsun, affetmeli. >>

Sigarasını sokağa fırlatıp camı kapattı. Yatağına yattı ve yıllar sonra huzurlu bir uyku uyudu.

BANA FD DE, Eylül'ü inceledi.
 4 saat önce · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 9/10 puan

Herkesin hemen ilk psikolojik roman diye aklına gelen bu kitap benim de aklımda bu şekilde yer etmiş bir kitaptı. Başlarında olay örgüsünü az çok kavradığım için insan ,malum dizi film vs. lerden, öyle devam edecek diyerek sıkılmıştım ama okumaya devam edince dili, anlatımı insanı bırakmıyor. Şimdi kitabın içeriğine geleyim; arka planda Yıldız Tilbe'nin şu meşhur Ama Evlisin şarkısı çalıyor en başta bunu söyleyebilirim. Bir kadın ,kocası ve yakın arkadaşı arasındaki muhabbetlerden zamanla doğan imkansız aşk anlatılıyor. Bunu böyle deyince günümüzün saçma, çirkin ilişkileri beliriyor insanın zihninde ama burdaki karakterler durum vaziyeti değiştiriyor. Okurken bu kadar ince düşünen insanlara sizde aşık oluyor,onların acısıyla dertleniyorsunuz.
Eylül...
Kitapta "Eylül ya, hüzün ve yağmur ayıdır.","Eylül esef ve özlem ayıdır.İçine birkaç günlük kış saldırısından acı düştüğü için,o güzel havaların devamlı yazın, artık nasıl geçtiğini bir mazi olduğunu hissettiren ay..." diye geçiyor ve kitaptaki aşıklar 'Eylül' lerini bu sözlerde yaşıyorlar , aşkın ateşiyle yanıp kül olmalarına sizleri de şahit ediyorlar.
Ve son olarak kitapta beğendiğim bir kısmı alıntı yapmak istiyorum.
"...'işte aşk' diyordu.İnleyerek,"Ah sadece aşk,sadece birbirini sevenlerin her şeyi unutup nurlu,süslü gördükleri şiir rüyası ve heyecan var. Sadece o,sadece o..."Hatta bütün ceza bile olsa,bütün hıyanet bile olsa onu bilmeyenlerin bu saniyeyi yaşamayanların "Yaşamadık!"diye feryat etmeleri lazımdı."Ondan başka her şey boş, her şey hiç ,her şey beyhude idi. O olmasa hiç,hiçbir şey olmazdı. Ve yine ondan başka her şey yoktu.Yalan olsun ,sahte olsun yine sürekli o hüküm sürüyor,her şeyde,her halde o üstün geliyordu."Ah ne iyi oluyor da üstün geliyor,her yerde daima o üstün çıkıyor,bütün o miskinlikler daima eziliyor aşağılanıyor!" Diye yanarak söylüyordu."
Yaşamak için de ölmek için de aşk lazımdır, ister beşeri aşk deyin ister ilahi... Hayatı aşkla yapmak lazım ki hayat anlam kazansın. Fd özlü sözler faslından sonra kitabı beğendim ile kapatıyorum .

Mavi Kelebek, bir alıntı ekledi.
4 saat önce

"Sanırım gerçekten yağmur yağdı,"dedi. Küçük kardeşini de yanında getirmiş olan kız,
"ben iyice ıslanmışım."

Momo, Michael EndeMomo, Michael Ende

Cengiz Aytmatov ile tanıştığım kitap. Müthiş bir kalem. Yalın bir dil. Aşkı, savaşları, vatan topraklarını, ülkelerini kalkındırmak isteyen gençlerin hikayelerine yer verdiği, anlatım gücü yüksek güzel bir hikayeler derlemesi. Bu alıntıyla bitirmek isterim:

" İnsan kalbi böyledir: Onu kolayca dondurabilirsiniz, ama çok zor eritir, çok zor ısıtırsınız. Bazen hiç çözemeyiz o buzu. Bunun da sonucu bir sinir zayıflığı, bir sinir hastalığı olur."

Okumanız dileğiyle...

Gözleriniz madam
Gözlerinize bakıyorum da
Sanki bir yangın yeri
Yüzünüz talan edilmiş bir
İmparatorluktan kalma gibi,
Bir şair oturmuş o iki kaşın arasına,
Tüten dumana ve akan kana bakmaksızın
Aldırmaksızın
Patlayan bombalara şiir söylüyor gibi
Aslında aşktır en çetin meydan muharebesi
Siz koşuştururken lise bahçelerinde
Dilinizde Ahmet Arif’ten Yarım yamalak ezberlenmiş iki dize
Deri ceketinize yaslanmış yürürken yağmurda,
Bir şairdim ben
Kalbimi büyüten dumanlı odalarda
Benim kalbim dumanlı odalarda büyüdü madam.
Yalan yok! yalan asla olmayacak
Çünkü aşkı üstünüze serpiştirip kaçan o yağmur
Bir gün sizi de ıslatacak
Bir gün sizde hüzünle bakacaksınız kalbinizin içine
Orada bir şarklıyı göreceksiniz
Biz şarklılar, yani aşıklar
Ve asla konuşamayacakları kızlara aşklananlar
Hep yenildik!
Farklı malubiyetlerden kuruldu bizim tarihimiz
Diyorum ki… vaktiniz varsa bu akşam
Bizim yüzümüz kızarır
Biz uzaktan sevmelerde birinciyiz
Genç kızlara başlarımızı çevirip bir bakamayız
Bir bakarsak usulca elimizden kayar
Ve parçalanır kristal gençliğimiz
Biz kristal gençleriz madam
Kolayca tuz buz oluruz
-Eve gitsem daha iyi
İyide benim o darmadağın halimi bırakıp nereye,
Her gece saatlerce alıştırma yapıp da
Bir tek sevda sözcüğü fısıldayamamanın sıkıntısı
Aşksızlıktan solan bu cismi terk edip nereye gidiyorsun ?
Merdivenlerden peşinizden koşup da
İsminizi haykırmayı size bakarken derinde
Bir acıyla kıvrandığımı fark etmeden nereye he…
Bir gün yağmur yağsa
Sırılsıklam o yağmurda ıslanacak
Ve elinde tutuğu karanfille
Gözyaşları,saçlarından sızan yağmurla karışacak
Onun kapısının önünde duracaktı
Onun kapısının önünde duracak
Ve asla zile basmayacaktı
O kapının önünde saatlerce ağlayacaktı o sırada fonda
‘’Senin mavi gözlerinde çalacaktı‘’çalacaktı
Sonsuza dek Sofya
#kemalsayar

ROTA
Birazdan gideceğim buradan güzel gece
Seni bu yoksul odanla baş başa bırakıp
Bu bana katlanmış şilteyi ve sayfaları
Bırakıp uykusunda tüyeceğim birazdan
Kıracağım kirişi zindan kesilmeden kalp
Can damarımdan yakalamadan hatıralar
Bakmadan boyuna posuna cılız ümidin
Ilgın varlığımın daha yeri soğumadan
Sır verir gibi küs çocukların kulağına
Bir bakla gibi çıkacağım yolun ağzından
Düşeceğim yanağından yaslı bulutların
Yağmur damlası gibi ağlayıp sızlamadan
Bir sahil mi var benim için ufku tarayan
Rotam yok haydan gelmiştim huya gideceğim
(S.S)

Karşıma her yerde sen çıkıyorsun
Dinlediğim şarkilarda
Okuduğum kitaplarda
Şiirlerde sen varsın
Yağmur damlalarıyla
gönlüme düşüyorsun
özlem özlem
Yağ gönlüme gönlüm senindir

birkul.d