Olmuşum bir derdi ayaş. Garip bir yansıma görür, Sonra bulutlanır gözlerim. Serilmiş yüreğime kara bir örtü Birikmiş Yağmur sularıyla Tozunu alır tazelerim.
Duygu ve Düşünce
Hoyrattır bu akşamüstüler daima. Gün saltanatıyla gitti mi bir defa Yalnızlığımızla doldurup her yeri Bir renk çığlığı içinde bahçemizden, Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan Lavanta çiçeği kokan kederleri; Hoyrattır bu akşamüstüler daima. Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar Unutuşun o tunç kapısını zorlar Ve ruh, atılan oklarla delik deşik; İşte, doğduğun eski evdesin birden Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven, Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik Ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar... Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir; İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı Hatırlar bir gün bir camı açtığını, Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu, Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı... Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir. Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla Halay çeken kızlar misali kolkola. Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri, İhtiyaç ağaçlı, kuytu bahçelerden Ayışığı gibi sürüklenip giden; Geceye bırakıp yorgun erkekleri
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Taş duvarların arasında büyüdü içimdeki karanlık. Güneşi bile demir kokan bir çağda öğrendim ben insanları. Krallar gördüm; tahtı altından ama ruhu çürümüş. Rahipler gördüm; elleri duada, kalpleri cellat. Sonra bana “neden böyle oldun?” diye sordular. Sanki insan her gün biraz daha öldürüldüğü bir dünyada hâlâ merhametle kalabilirmiş gibi. Ben canavar olmadım. Beni aç bıraktılar. Güvenimi darağacına astılar, sessizliğimi meydanlarda taşladılar. İçimde ne kadar iyi şey varsa ya kılıçtan geçirildi ya da ihanete kurban gitti. Şimdi gözlerimde gördüğünüz şey öfke değil yalnızca. Bir çağın küllenmiş laneti. Sırtında hançer izleri taşıyan bir savaşçının geç kalmış yeminleri. Bana zalim diyorsunuz.
Şiir
gecenin içine karışabilir karanlığı kendi yüzünde taşıyabilirsin kimsenin görmediği yerlerde sessizce dağılıp yine kendini toplayabilirsin bir pencerenin önünde saatlerce oturup yağmurun şehirle konuşmasını dinleyebilirsin hatta herkes uyurken kendi yalnızlığını bir şarkı gibi ezberleyebilirsin ama insan bazı acıları ne kadar güzel anlatırsa anlatsın içindeki boşluğu susturamıyor çünkü bazen derdin büyüklüğü değil kimsenin gerçekten anlamıyor oluşu yoruyor insanı sen yine de gülüşünü yüzünde taşıyabilir kırık taraflarını kimseye göstermeden yaşayabilirsin hatta içindeki fırtınaları normal bir günün içine saklayabilirsin ama bir gece ışığı kapattığında anlıyorsun: insan herkesten saklanabiliyor da kendisinden saklanamıyor…
Yasin Yüksel-Gülşeni Düşler Öyle bir sevdaya düştüm, ne tarife sığar yar Sensiz bu dünyada koca bir kış, boran var Açılsın kapalı yollar, yürüsün kervanlar Suretinin düştüğü her hayalde ilkbahar var Gecenin efkarı ilmek ilmek kalbe dokunur Hasretin heceleri dilde tane tane okunur Suretin gelir karşıma çölde bir pınar gibi Gelişin ömre değsin; bir lütuf, bir şükür gibi Kaçıncı mevsim bilmiyorum, bir seher vaktiydi, Özlem düştü içime, gözümde yaşlar bakiydi. Bir sıcacık tebessümün içimde palazlandı, Gönlüm sana yürürken, bu yollar sana döner mi? Çatlasın inadından Elmadağ, yol versin dereye, Iraklardan seyre daldım, hayalin konmuş göğe. Aydınlanır ancak seninle sensiz geçen her günüm, Güneş gibi dokunur yüzün benliğime, gönlüme. Sevgilim, adın düşer damla damla yağmur gibi, Bir sen varsın içimde, gerisi hikaye, rüya gibi. Uzaklarda olsan da yollarım sana çıkıyor hep, Kalbim seni çağırır bitmeyen bir roman gibi. Elbet bir gün vakit durulur, diner özlemin sesi, Dilerim gözlerinde bulurum kaybettiğim nefesi. Aşığım çıktığım bu yolculuk varır sana sonunda, Bahar gözlerin olur gönlümün son durağı, dileği.
Şiir
Her insan bir yağmur damlası gibidir, kimi çamura, kimi papatya yaprağına düşer...