Ba ile Lino’nun hayal dostluğuna uzanan bu hikaye yalnızca hayallerin sınırlarının olmadığı mesajını vermekle kalmadı betimlemeleri ve metaforlarıyla kalbimi fethetti.
“Yağmur damlaları nasıl ağlar acaba?” cümlesinde bir süre düşündüm. Ne büyük bir cümle değil mi?
Yağmur damlasını saklamakla başlayan serüvenin bir leyleğin göz yaşıyla yola devam etmesi ve nihayetinde bir balina ile kurulan hayal dostluğu ne kadar güzel ne kadar tatlı bir hikaye idi. Okumakta geç kaldığım bir çocuk kitabı. Okuyun, okutun, hayallerinizi bırakmayın…
İyi okumalar dilerim.
Balino
Çocukluğu sevgisizlikle büyüyen, aile içi şiddet ve baskıların gölgesinde derin psikolojik travmalar alan bir adam: Yusuf. Bursadan İstanbula gelip eski bir ev kiralayarak yeni bir başlangıç yapar. Zorlu hayatındaki tek dayanağı hep yanında olan, birlikte yaşadığı can yoldaşı Hüseyindir. İki arkadaş kiraladıkları evi temizlerken eski çekyatın altında bir defter bulur. Bu, evin yakın zamanda vefat eden sahibi Hikmete ait bir günlüktür.
Yusuf sayfaları çevirdikçe Hikmetin dünyasına çekilir; o da tıpkı kendisi gibi baskıcı bir babayla büyümüş, anne sevgisinden mahrum kalmış yaralı biridir. Günlükte Hikmetin gençlik yıllarında yeşil gözlü Hayriyeye sevdalandığı ancak korkuları ve aile baskısı yüzünden bu aşkın yarım kaldığı yazmaktadır. Hikmet daha sonra Esma ile evlense de ömrü boyunca bunun pişmanlığını yaşamıştır. Yusuf, Hikmetin bu yarım kalan hikâyesini tamamlamayı ve emaneti sahibine ulaştırmayı tek amacı haline getirir. Ancak günlüğü okudukça kendi yaşamıyla günlükteki olaylar birbirine karışmaya başlar.
Bu süreçte karşı apartmanda, küçük oğluyla yaşayan Yeşime karşı içinde saplantılı bir ilgi büyütür. Ona sığınmak, evlenmek ister ancak bu ısrarcı tavrı Yeşimi korkutur ve kadın onu kesin bir dille reddeder. Reddedilmek, Yusufun içindeki yalnızlığı iyice tetikler.
Hikâyenin sonunda ise şaşırtıcı bir gerçek gün yüzüne çıkar: Yusufun kitap boyunca konuştuğu, güvendiği en yakın arkadaşı Hüseyin aslında gerçek değildir; yalnızlığının zihninde yarattığı şizofrenik bir sanrıdır. Yusuf başka bir adamın geçmişini tamir etmeye çalışırken aslında kendi zihninin derinliklerindeki ağır akıl oyunlarıyla ve "hiçliğiyle" o metruk odada tamamen yalnız kalır. Kitabın finalindeki o çaresizlik ve beklemediğim son içimi gerçekten çok acıttı.
Gölgede KalanAyten Yağmur · İkinci Adam Yayınları · 2025113 okunma
Kitapta dört başlık altında toplam yirmi beş adet şiir bulunmaktadır. Şiirler güzeldi. Kitap Eski olduğu için eski Türkçe kelimeler yer yer kullanılıyordu. Buna rağmen güzel bir şiir kitabıydı.
Yağmur KuşlarıÖzkan Yalçıntaş · MEB Yayınları · 19966 okunma
Herkese selam! Bugün şahane bir çocuk kitabı önerisiyle geldim. Çocuk kitabı dediğime de bakmayın, pek çok yetişkinin de içinde kendine özgü bir şeyler bulacağına eminim. Kitabın başkahramanları; Çimen, Yağmur, Polen… Lütfen, isimleri bir kez daha okuyun ve öylesine seçilmediğinin farkında varın. Başarı ve başarısızlık kavramlarını sorgulatan, farklılıklara ayrı bir pencere açan, karşımıza çıkan insanların bazen ödül bazen ceza gibi dursalar da muhakkak bir nedeni olduğuna dikkat çeken, önceliklerimizi irdelememizi sağlayan bir kitaptan bahsediyorum. Elden ele yayın lütfen. Kitapla kalın. Anıl BasılıBaşarısızlar Kulübü
PETRİKOR. Yağmurun toprağa düştüğü o ilk anın kokusu...
Aslında tüm hikaye bu cümle ile başladı benim için; "Gökyüzü ile yeryüzünün ortak kokusu."
İsimlerinin söylenmediği bir Adam ile bir Kadının birbirlerine karşı hissettikleri duyguları, birbirlerine karşı olan düşüncelerini kendi iç hesaplaşmalarını, içsel çatışmalarını, sevgilerini, duygusal yükselmelerini, alçalmalarını," ya öyleyse" sorgulamalarını, enerjisel olarak yakınlaşmalarını ve uzaklaşmalarını sakin bir yağmurun yağması gibi hiç acele etmeden okuyup gittim sayfalarca. Klasik bir aşk romanı değil bu, bu bir "hisler" kitabı desem yeridir. Ayrıca Ionix Döngüsü çok çok iyi düşünülmüş kozmik bir olaydı. Oasis ve Lapis gezegenlerinin bu döngü içerisinde birbirlerine yakınlaşmasını ve uzaklaşmasını o kadar güzel ifade etmişki duygusal ve enerjisel olarak Adam ve Kadın'ın hissel durumlarının ifadesi için başarılı bir metafor olmuş. Bölüm başlarında gezegenlerin döngü içindeki durumlarını okurken uzay boşluğunda bir belgesel izliyor hissi yaşayıp ardından mevsimin her zaman yağmur öncesi olduğu Yokluk Ülkesi'ne geçiş yapmak farklı bir keyif verdi bana. Yazar Jonah Axon'ın bu ilk kitabı yeni bir tarz arayan okurlar için tavsiye edebileceğim bir eser. Mayıs ayının okuduğum ikinci kitabı oldu. Başka güzel kitaplar ile görüşmek üzere
@ya_petrikor2026
Limera Yayınları
Reklam değil tavsiyemdir
#sametkoca #petrikor #jonahaxon #kitaptavsiyesi #bookworm
Seyrek Yağmur- Barış Bıçakci
''Kitapçı Rıfat. Hikayesi çok hazin. Bütün ömrü seyrek bir yağmurun peşinde koşmak ile geçiyor.''
Seyrek Yağmur, büyük olayların değil, hayatın içinden geçen küçük anların kitabı. Yazarın sade ama etkileyici dili sayesinde okurken sanki bir roman değil de bir insanın zihninden geçen düşünceleri, özlemleri ve sessiz hüzünlerini dinliyormuş gibi hissediyorsunuz. Kitapta yüksek sesli dramlar ya da nefes kesen olaylar yok; bunun yerine günlük hayatın içinde fark edilmeyen ayrıntılar, insanların birbirine değip geçtiği anlar ve zamanın bıraktığı izler var.
Kitap; çok az kelimeyle çok şey anlatıyor. Bir bakış, bir yürüyüş, yağan hafif bir yağmur ya da sıradan görünen bir konuşma bile anlam kazanıyor. Seyrek Yağmur da tam olarak böyle bir kitap. Okurken zaman zaman kendi geçmişinizi, unutulmuş anılarınızı ve hayatınızda sessizce iz bırakmış insanları düşünüyorsunuz.
Rıfat karakteri ise kitabın en etkileyici yanlarından biri. Rıfat, gösterişli ya da kahramanlaştırılmış bir karakter değil; tam tersine, gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz kadar doğal ve samimi biri. İç dünyası, düşünceleri ve hayata bakışıyla insana yakın geliyor. Onun yalnızlıkları, sorgulamaları ve hayatı anlamlandırma çabası insanın içine dokunuyor. Rıfat'ı okurken bazen bir dostun sohbetini dinliyormuş, bazen de kendi iç sesinizle karşı karşıya kalmış gibi hissediyorsunuz.
Kitabı bitirdiğimde geriye büyük olaylardan çok bir duygu kaldı: hafif bir yağmurun ardından gelen o sakinlik hissi. Barış Bıçakçı'nın yalın ama derin anlatımını sevenler için unutulmayacak bir okuma deneyimi.