1000Kitap Logosu
Resim
224 syf.
·
74 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
kitabı elinize almadan önce pecetinizi almayı unutmayın
Herkesin okuyacağı tarzda Harika Bir kitap öneririm, yaşam ile ölüm arasındaki konuyu ele alan bir kitap olan yere yakın yıldızlara uzak romanı ilkte günlük konuyu yaşamı ele alırken daha sonra aniden bir depremin etkisi ile yaşam ile ölüm arasındaki mücadelenizi anlatan bir konu ele almış olan roman ... Birde şuna değinmek istiyorum lütfen kitabı elinize almadan önce pecetinizi eksik etmeyin, çünkü kitabın sonunda her an ağladığınıniz hüzünledginiz bir duygu yaşayacaksiniz, iyi günler keyifli okumalar dilerim şahsen ben olurken çok memnun kaldım..
Okuyacaklarıma Ekle
224 syf.
·
8/10 puan
Şöyle diyeyim kitap okursan sana bir şey katmaz fakat okumanızı öneririm. Nedeni ise çok keyifli ve konusu değişik bir kitap . Spoi vermek istemediğim için kitabın sonu için düşündüklerimi yazmayacağım ama dediğim gibi gidin alın güzel yanı.
Okuyacaklarıma Ekle
496 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kitapta hiçliğin ortasında uyanan Sevda, Necip ve Görkem'in bu hiçliğin ne anlama geldiğini bulma çabaları, kendi benliklerini arayışları, bu hiçliğe girip çıkan diğer ruhları ve oradan nasıl çıktıkları anlatılıyor. Yani nasıl anlatsam bilemiyorum. Yaşam ve ölüme, ölümden sonrası Araf'a, Araf'tan sonraki yaşama ve ruhun ölümsüzlüğüne dair bütün bakış açınızı gözden geçirmenize sebep olabilecek bir kitap diyebilirim. Spoiler veriyorum. Bu üç ruh dünya yaşamlarında bir şekilde ölüyorlar ve ölümden sonra Araf dediğimiz yerde yine bir şekilde bir araya geliyorlar. Belki de burası rüyalarımızda gittiğimiz yerdir. Bilemeyiz... Bazıları yaşama amacını anlayıp yaşamına geri dönüyor, bazıları ise yeniden başka bir bedende doğup ruhunun devinimini sürdürmeyi tercih ediyor. Cidden çok ilginç ve harika bir kitap.
Okuyacaklarıma Ekle
224 syf.
·
3 günde
Yazar dördüncüsü olan bu kitabında, Seyyah olur ve Fesleğen’inin peşine düşer. Sevdiğinin sevdirdiği yolda; özlemle, hüzünle, gözünde yaşlarla ilahi bir aşka, ilahi bir aşkla yürür. Ve okurlarına bu kitabı bitirmek için değil; anlamak, gelişmek ve değişmek için okumalarını önerir… Sevmek insanın ateşidir. Sevdin mi ateşin yükselir, içten içe yanmaya başlarsın. Bu ateşin dermanı Allah’tır. Sevgiliye kavuşunca sakinleşmemiz üzerimize atılan su gibidir. Bir süre sakinleştirir bizi ve ateş yeniden harlanmaya başlayınca yeni bir su ararız sakinleşmek için. Bu koşuşturma içinde Allah’ı bulanlar sonsuz bir huzurun kapısından içeri girerler. Bu insanların içlerindeki ateş daha da büyür ama yakmaz artık, Allah’a yürütür. ‘’Geç kaldık çok şeye ve ne kadar acıdır geç kalacağımızı bilmek çok şeye,’’ diyerek başlar. Sık sık Eylül’den bahseder yazar. Eylül’ ün yaptığı en iyi şeyin sokakları hüzne bulamak olduğunu anlatır. Seyyah karar verir, Konya’ya gidecektir. Hayatını değiştiren Fesleğen’den kalan anıları, gidişine yazdığı mektupları, anlattıkları ile aldığı notları, kimselere anlatamadığı kağıtlarla paylaştığı sırlarını yüklenip otobüsle yolculuğuna başlar. Tanıştığı günler aklındaydı. Onu gördüğünde masanın üzerinde fesleğen vardı. Ve o günden beri ne fesleğeni unutabilmişti ne de avuçları fesleğen kokulu yarini. Sevdiği ona var olanı değil onda eksik olanı göstermişti… Kimseye değil, içimde biriktirdiklerimi içimdekiler okusun diye yazıyorum. Bildiğimden değil, içimde atacak yer kalmadığı için yazıyorum… ‘’Yaşadıkça, tanıdıkça, güvendikçe, gitgide gidesi geliyor insanın, ‘’ der ikinci bölüme devam ederken. ‘’Gitmekten başka nereye gitsen bir şeyler eksik kalıyor. Gittiğin her yerde zaten iyi insanların hepsi gitmiş oluyor. Olmuyor yani, gitmeden olmuyor. Gidince oluyor mu? Hayır, olmadan yaşıyorsun. Ne gidebiliyorsun ne olabiliyorsun,’’ diyerek devam eder. Seyyah sık sık çocukluk anılarına değinir; o zamandan beri anlaşılmadığını, anlatamadıklarını, boşa kaybettiği zamanı yine de çocukken herkesin daha temiz kaldığını anlatır. Fesleğen’den sonra, bildiği her şey ama her şey değişmeye başlamıştı. İbadet diye bildiği, inanç diye bildiği her şey değişmişti. Hatta Allah’ı bile yanlış bildiğini anlamıştı. Dünya ona, başka sevmeler öğretmeye çalışırken o sahibine ait bir yüreği taşıyordu sahibinden uzak bir şehirde. Uzaktan da olsa ettiği niyete sımsıkı sarılıyordu. ‘’Niyet etmişiz bir kere: Seni Seviyorum,’’ diyordu. Ve seni tamamlayacak kişiden bahsediyordu: Sen gibi olmalı, eksik yanın gibi, diğer yanın gibi olmalı… Konya’ya vardığında Şems Parkı olarak bilinen mescidin içerisindeki Şems-i Tebrizi’nin türbesine ulaşır. ‘’Allah hüzünlü kalplerdedir,’’ der. Bütün ömrünün şifası olacak Kur’an’dan bahseder, namaz adalettir ve dua etmenin önemi büyüktür çünkü insan zamanla ettiği duaya benzer… Sabah namazından sonra çay ocağındaki amca hayatını değiştirecek adımı attırır. Cennet Dede Dergâhı’na gitmesine söyler. Seyyah ilk defa böyle bir yere gider, her yer tasavvuf kokuyordur. Tasavvuf; fani olan her şeye yüz çevirip, baki olana talip olmayı öğretmektir. Dinledikleri dünyaya bağlanmış o eski onu öldürmüştü, genç bir adam doğmuştu artık içinde. Arayana kapılar açılıyordu. Ön kapıdan değil de arka kapıdan çıkmayı tercih eden Seyyah sırlarla karşılaşıp duruyordu. Ney üfleyen gençlerle, onu atölyeye davet eden Celâleddin Dede’yle tanışmıştı. Kapu Camii’ne yakın dergâhın kapısına gitmişti. ‘’Birlik Dükkânı’’ idi burası ve kapısında Mevlana’dan sözler vardı… İnsanın talip olduğu şey güzel olunca, başına gelenler de güzel oluyordu… Aylar olmuş, yıllar olmuştu sevdiğini görmeyeli. Nerede olduğunu bile bilmiyor, sesinden soluğundan bile bir haberdi. ‘’Nasıl sabrediyorsun,’’ diyorlardı. Payına düşen ayrılık olunca, ayrılıktan da ayrılamamıştı. İsyan etmiyordu verdiğini geri alana. Tebessüm vaktine inandığı gibi hüzün vaktine de inanıyordu. Fesleğen sormuştu bir gün ona: ‘’Ne kadar sabredebilirsin?’’ ‘’ Neye?’’ demişti. ‘’Neyi seviyorsan ondan ayrılmaya.’’ ‘’Bilmiyorum, ölçülemez bu,’’ cevabını vermişti. Bir taraftan korkuyordu, yutkunuyordu içinden. ‘’Ölçülür, ne kadar seviyorsan o kadar sabredebilirsin…’’ Sevmek; tenden, görmekten, sesten öte bir şeydi. Mesafeleri de ayrılıkları da içine alandı. İnsan bir yola niyet ettiği zaman, o yola benzemeye başlarmış ve gerçekten inanan insanların rüyalar bile değişmeye başlarmış. Dergâha vardığında kendinden başka genç yoktu. ‘Nasibi olan gelir,’’ demişti amca. Orada konuşulanlar, Şeyhin gelenlere anlattıkları ile başı dönmüştü. Böyle güzel sohbetler varken, insanların lüzumsuz dedikoduların içinde oluşunu anlayamıyordu! O kadar çok şey öğrenmişti ki saatler geçmesine rağmen gitmek istemiyordu. Kapıdan çıkacağı vakit yağmur vardı, ıslanmak lazımdı. Eğilip ayakkabılarını bağlıyorken sokak lambasının yarattığı ıhlamur ağacının altında bir gölge gördü. Yavaşça baktı ve dakikalarca kımıldayamadı… Gözlerimden sonra üzerime yağacak tek yağmurdun, Bir ömür hasretini kabul edip gücüm yetse de yetmese de, Ben seni seçtim Allah’ın izniyle…
Eyvallah 2
8.0/10 · 4.326 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
709
7,1bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.