Elif Neşe Oruç

Elif Neşe Oruç
@elifneseoruc
Makine Mühendisi
Ege Üniversitesi
Bursa
Bursa
5 okur puanı
Kasım 2025 tarihinde katıldı
Küçük Ali
Hayatıma dair hatırladığım ilk anım nasıl bir oğlan çocuğu olduğumla ilgiliydi. Aynaya baktığımda düşündüğüm şey saçlarımın uzun olması ve kız çocuğu olmamdı. Bir de sevilmiyor olmam tabiki. Oysa kardeşim öyle miydi? Saçları kısaydı, erkekti ve ailem onu çok seviyordu. Annemin kara gözlü oğluydu o. Benimse iyi ki ismim vardı. Yoksa bana nasıl seslenirlerdi. Kızım diyemezlerdi herhalde onu biliyorum. Ben de kardeşim gibi olmak istemiştim. Kısa saçlı bir oğlan çocuğu. Evet aradaki tek fark buydu. Dört yaşındayken kız erkek ayrımı saçların uzunluğuna göre yapılıyor sanıyordum. Sonra babama yalvar yakar kendimi berbere götürtmüştüm. Üzerime örtükleri kırmızı örtü, ve bir de tahtayı hatırlıyorum. Hepsini kes demiştim ve kesmişti, artık mutluydum. Güle oynaya babamın elinde tutup eve doğru yürümeye başlamıştık. Ben sokağın başında babamın elini bırakıp koşmaya başlamıştım. “Ben Ali oldum, ben Ali oldum, sen büyük Ali’sin, ben küçük Ali’yim” diye bağıra çağıra kapının önüne gelmiştim. Artık ben de oğlan çocuğuydum ve beni de seveceklerdi, biliyordum. Tabii zamanla fark ettim ki kısa saçlarım beni sevmeleri için yeterli değildi. Oysa ben de arabalarla oyun oynardım, bebeklerle değil. Ama yetmiyordu. Sonra erkekler ne yapardı başka diye düşünüp futbol oynamaya başladım. Sokaktaki tüm çocuklardan daha iyi olacaktım. O zaman güçlü bir erkek olurdum ve beni de severdi anne babam öyle değil mi? O da yetmedi. Erkekler naparlardı? Dövüş, tabi ya başka ne olabilirdi ki? Ben de iyi bir dövüşçü oldum. İlk altın madalyamı aldığımda bu kız bizi döver deyip beni kurstan almışlardı. Hayallerim biraz yıkıldı evet. Sanki ne yaparsam yapayım iyi bir erkek olamıyordum. Oysa diğer tanıdığım tüm oğlanlardan daha zeki, daha güçlü, sözünün arkasında duran, çok iyi bir futbolcu olan süper bir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Boşluk
Kalabalığın ortasındaydı, ama öyle yalnızdı ki… Herkes gülüyor, konuşuyor, adeta hayatını yaşıyor gibi görünüyordu. Oysa o, bir adım öne çıksa düşecekmiş gibi bir boşlukta yürüyordu. Annesi yanındaymış gibi bakıyor gözleri, ama yoktu. Sanki gökyüzüne bakınca, gölgelerden bir ses duyacakmış gibi bekliyordu. Bir çocuk yürüyor kalabalığın içinde, omuzları düşük, elleri ceplerinde. Kimse fark etmiyor, kimse anlamıyor. Annesi yok. Gülüşleri hatırlıyor, kokusunu hatırlıyor, hatta bazen gözlerini kapatıp onun sesini duyabiliyor gibi oluyor. Ama açtığı her kapı boş. Oturduğu her banka bir eksiklik düşmüş. Ve yine de yürüyordu. Boşlukla dolu bir sokakta, kalabalıkla sarılmış ama yalnızlığın içinde, hâlâ annesinin elini arıyordu. Elif Neşe Oruç
Edebiyat
Aile
Kimi için akşamın alaca ışığında toplanılan huzurlu bir sofradır; tabakların tıkırtısına karışan kahkahalar, evin duvarlarında yankılanan sıcak bir sessizlik. Kimi için annenin saçları okşayan, her şeyi iyileştirdiğine inanılan o sihirli dokunuştur. Ve kimi için de, her köşeye sinmiş bir gürültü, her kelimenin ardına saklanmış bir fırtına, bitmek bilmeyen bir kaostur. Benim içinse hepsi. Aynı evin içinde bazen bir masalın dinginliği, bazen de bir savaş meydanının karmaşası vardır. Bir odada şefkat büyürken, diğer odada kelimeler birbirine çarpar, sesler gölgeleri kovalar. Aile, sanki hem sığınak hem labirenttir; insanın hem kendini bulduğu hem de kaybettiği bir yer. Belki de bu yüzden, aile dediğimiz şey hepimizin içinde bir yerlerde kanamaya devam eden bir yaradır. Kimi zaman kabuk bağlar, kimi zaman en ufak dokunuşta yeniden sızlar. Ama ne olursa olsun, insanın içinden söküp atamadığı bir acı ve aynı zamanda vazgeçilmez bir bağdır. Ve belki de aile, tüm çelişkileriyle, bize kim olduğumuzu en çok hatırlatan hikâyedir. Elif Neşe Oruç
Edebiyat
Gece
Her akşam olduğu gibi, çıtırdayan ateşin sesine kulak vererek şöminenin karşısında şarabını yudumluyordu. Dışarıda karanlık bir gece vardı; yalnızca yıldızların soluk parıltısı ve fırtınanın uğultusu duyuluyordu. Yağan kar taneleri, gecenin koyuluğunda neredeyse görünmezdi. Tam her şey sakinmiş gibi davranırken, beklenmedik bir ses yankılandı. Bir tüfek patlaması… Ardından bir tane daha. Sesler hem çoğalıyor hem de giderek yaklaşırken, dağ evindeki yalnızlığı bir anda ağırlaştı. Göğsüne bir korku oturdu; içi titredi, avuçları soğuk soğuk terledi. Dışarıdaki kimdi? Domuz avına çıkmış köylüler mi? Yoksa son günlerde radyoda sıkça duyduğu, gece vakti insanları kaçıran o teröristler mi? Her yeni patlama daha yakındı. Her yeni ses, içindeki korkuyu bir kat daha keskinleştiriyordu. Elif Neşe Oruç
Edebiyat
Hayat
Ben gerçekten iyi miydim? Caz dinlerken yanıp sönen ışıklar, loş bir ortam… L koltuğa uzanmışım; sigaram elimde, şarabımdan küçük yudumlar alıyorum. Ben gerçekten iyi miydim? Olmam gereken yer burası mıydı? Sevdiğim kitabı okurken hayatı kaçırıyor muydum, yoksa tam da o anda hayatı gerçekten yaşıyor muydum? Hayatımın aşkı bir yerlerde beni arıyorken, ben burada oturmuş ne yapıyordum gerçekten? Elif Neşe Oruç
Edebiyat