Kimi için akşamın alaca ışığında toplanılan huzurlu bir sofradır; tabakların tıkırtısına karışan kahkahalar, evin duvarlarında yankılanan sıcak bir sessizlik. Kimi için annenin saçları okşayan, her şeyi iyileştirdiğine inanılan o sihirli dokunuştur. Ve kimi için de, her köşeye sinmiş bir gürültü, her kelimenin ardına saklanmış bir fırtına, bitmek bilmeyen bir kaostur.
Benim içinse hepsi. Aynı evin içinde bazen bir masalın dinginliği, bazen de bir savaş meydanının karmaşası vardır. Bir odada şefkat büyürken, diğer odada kelimeler birbirine çarpar, sesler gölgeleri kovalar. Aile, sanki hem sığınak hem labirenttir; insanın hem kendini bulduğu hem de kaybettiği bir yer.
Belki de bu yüzden, aile dediğimiz şey hepimizin içinde bir yerlerde kanamaya devam eden bir yaradır. Kimi zaman kabuk bağlar, kimi zaman en ufak dokunuşta yeniden sızlar. Ama ne olursa olsun, insanın içinden söküp atamadığı bir acı ve aynı zamanda vazgeçilmez bir bağdır.
Ve belki de aile, tüm çelişkileriyle, bize kim olduğumuzu en çok hatırlatan hikâyedir.
Elif Neşe Oruç