“Çalıyorum, çünkü sevgili ailemin yaşamak için paraya ihtiyacı var.”
“Yalancı!” dediler hep bir ağızdan.
“Çalıyorum, çünkü bu zalim dünya dürüst bir işte çalışmama izin vermiyor!” diye haykırdı Calo, kendi bardağını kaldırarak.
“YALANCI!”
“Çalıyorum, çünkü tembelliğiyle annemizin kalbini kıran zavallı ikiz kardeşimi geçindirmem gerek!” Galdo duyurusunu yaparken Calo'ya dirsek attı.
“YALANCI!”
“Çalıyorum, çünkü,” dedi Jean, “kötü arkadaşlar edindim.”
“YALANCI!”
Törende sıra nihayet Böcek'e geldi. Çocuk hafifçe titreyen bir elle kadeh kaldırıp bağırdı.
“Çalıyorum, çünkü bu iş acayip zevkli!”
“PİÇ KURUSU!”
“Kardeşler birbirine ne etmez?” diye sordu onları korkutmayacak babacan bir sesle.
“Kalleşlik etmez!” diye şakıdı hepsi bir ağızdan.
“Başka?” diye sordu gür kaşını kaldırıp sakalının ucunu burarak.
“Zarar etmez!” diye cırladı Kuşburnu hemen atılarak.
“Ne ederler öyleyse?” diye sordu Dede tekrar. Terk edilen ufaklıklara terk etmemek nasıl öğretilirdi ki?
“Yoldaşlık eder!” diye bağırdı hepsi birden.
“Kol olur, kanat olur Dede!”
Eskilere göre, her insan soyu sağ omzunda bir sebeple dünyaya gözünü açardı. Kişi, yönünü de amacını da bilebilsin diye o usulca vaktini bekleyen gaye, aslında ölümlü mazlumların hep yanı başındaydı. Ancak insan soyu doğduğu vakitten beridir en çok kendine kördü. Bazıları önündeki dünyayı, bazıları ise ötede kalan maziyi aklına musallat ettiğinden ola ki yanı başında, ta omuzunun ucunda duran o pusuladan bihaber ömürlerini yer bitirirdi. Ama bir kere istikametini bu yamacında seni bekleyen amaca atfettin miydi, işte o zaman geri kalan her şey manasını bulurdu. Yönün de arzun da aşkın da artık o amaç olurdu.