Sevgi, büyük sözlerde değil; bir kahve fincanının nasıl uzatıldığında, bir tartışmadan sonra sessizliği kimin bozduğunda, küçük jestlerde ve günlük hayatın görünmez koreografisinde kök salar.
İlişkiler, derin bağlardan çok kısa süreli “deneyimlere” dönüşür. Artık duygular bile tıpkı bir ürün gibi paketleniyor; romantik jestler sosyal medyada sergileniyor, ilişkiler “beğeni toplayan” anlarla ölçülür hale geliyor. Oysa sevgi, tüketilecek bir deneyim değil; yavaş pişen bir yemek gibidir. Zamanla lezzet kazanır, emekle beslenir. Aksi halde fast food’un bedene yaptığını, bu tür ilişkiler de ruhumuza yapar: geçici bir doyum bırakır ama besleyemez.
Sinan Canan