Sanki bu dünyadaki her şey yalnızca benim için vardı, bu akışın içindeki dünyanın dönüşü benimle ilgiliydi. Etrafımdaki karanlık ağaçlar sürekli bir şeyler fısıldıyordu, onları seviyordum. Gökteki yıldızlar parlıyor ve ben onların aydınlık selamlarını alıyordum. Bir yerlerden yükselen şarkı seslerini duyuyor, bu şarkıların benim için söylendiklerini düşünüyordum. Göğsümün kabuğu paramparça olunca bir anda her şey benim olmuş, kapıldığım inanılmaz neşe, beni alıp bir yerlere götürmüştü. Birilerini mutlu etmenin ve onların mutluluğundan keyif almanın ne kadar kolay olduğunu düşünüyordum; insanın kendini açması yeterliydi, bir insandan diğerine bir yaşam akışı başlıyordu hemen; yükseklerden derinlere inen ve sonra derinlerden sonsuzluğa tekrar yükselen.
Bütün istediğim, buradaki gösteriyi, heyecanın yükseldiği o en şehvetli ve tutkulu anı izlemekti çünkü kayıtsız durumdaki birisi için en keyifli izlence, başkalarının taşkın heyecanıdır.
Moliere'den okuduğum üçüncü oyundu. Aralarından en çok Cimri'yi sevmekle birlikte, Kibarlık Budalası ve Hastalık Hastası'nı da eşit derecelerde sevdim. Tiyatroyu, izlemeyi, okumayı seviyorum genel olarak. Moliere'i de öyle... Komediyle eleştirmesini ve okurken verdiği o rahatlık hissini...
Sapasağlam olan bir adamın kendini hasta olduğuna inandırması, ondan yararlanmaya çalışan bir eşi, zorla başkasıyla evlendirilmek istenen evin büyük kızını ve olayları düzeltmeye çabalayan bir hizmetçiyi anlatıyor kitap. Her şeyden önce de dönemin sağlık sistemini eleştiriyor.
Hastalık HastasıMolière · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20258,1bin okunma