Bir aşktan daha fazlası bence Milena'ya Mektuplar. Çünkü kitabı okuduğunuzda aslında durumun basit bir aşk hikayesi olmadığını anlayacaksınız. Dönemin tüm ağır koşullarının yanı sıra iki kişi arasındaki aşkla beraber edebiyata ilişkin paylaşımları, dönemin sosyal yapısı, o dönem yazarlarla ilişkileri, fikir alışverişlerine tanık olabilirsiniz. Kitabı okurken tek taraftan yazılmış mektupları okumak sıkıcı gelebilir diyebilirsiniz. Ama gerçekten okudukça olaylara ve sürece hakim oluyorsunuz. Kafka'nın eserlerinde olan o ruhsal çöküntü durumunun mektuplarında da hissediyorsunuz. Kitabı okuyacaksanız sonlara doğru hikayenin karşı tarafındaki Milena'nın da mektuplarına denk geleceksiniz ( Bu mektuplar Kafka'ya yazılmamış ancak onunla ilgili). Daha fazla ayrıntıya girmeden çevirinin de iyi olduğunu ve akıcı bir kitap olduğunu söyleyeyim.
Şimdi, kitabı okuyanlar için bir değerlendirme yapayım kendimce.
Öncelikle ilk başta biraz kopuk başladım. Çünkü sonuç olarak tek taraftan yazılmış mektuplar. Yani karşı tarafın düşüncelerini ancak satır aralarında bulabiliyorsunuz. Milena'nın düşüncelerini hep merak ediyorsunuz. Ama gerçekten mektuplar o kadar ayrıntı barındırıyor ki kendi içinde. Olayın içinde kalıyorsunuz. Kafka'nın ruhsal durumunun iyi olmadığını, aslında çok fazla korku taşıdığını hissediyorsunuz. Bu ruhsal durumunun ilerde daha çok kötüleşmesi de üzüyor tabi ki insanı. Dönemin aslında Birinci Dünya Savaşı'nın iki yıl sonrasına denk gelmesi bunda etken midir bilmiyorum. Ama gerçekten sizi böyle karamsar bir ruh hali alıyor. Bu karamsar ruh halinin dağıldığı ve neşeli olduğum zamanlar da oldu. İkisi arasındaki bu sanata dair konuşmalar yabancı gelse de alışıyorsunuz. İlk başta yasak aşk benzeri bir durumla karşılaşma hissi daha sonra kendisini aslında aşkın üstünde
"Öleceğim tabi, sadece son şarkımı söylüyorum, bazılarının şarkısı uzundur, bazılarının ki ise kısadır ama sonuçta her ikisinin arasında sadece birkaç kelimelik fark vardır."