İnsan memleketini niye sever? Başka çaresi yoktur da ondan... Ama biz biliriz ki bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen, burası Dünya'nın en güzel yeridir. Ama Dünya'nın en güzel yerini sevmezsen, orası Dünya'nın en güzel yeri değildir...
Stefan Zweig'in bu kitabında bir kadının, sevdiği adama yazdığı mektup var. Adından da anlaşılacağı gibi. :) Mektupta aslında platonik bir aşık kadın var. Ve sürekli bir beklenti içinde karşı taraftan. Tabi ki sevmek güzel bir erdemdir. Ancak sevginin fazla olanı da yararlı değildir kanımca. Hikaye benim için tam olarak bunu anlatıyor. Aslında fedakarlık yaptığımızı sandığımız zamanlarda başka insanların hakkını da elinden aldığımızı düşünmemiz lazım. ( Kitabı okuyanlar ne demek istediğimi anlamıştır. ) Dilin yine akıcı olduğunu söyleyebilirim. Ancak benim okuduğum bu kitapta çok fazla kelime yazım hatası vardı. Gerçekten dikkatimi dağıttı diyebilirim. Duygusal yönü fazla olan bir öykü. Okurken acaba fedakarlık mı var bu aşkta (platonik) yoksa bencillik mi diye de çok düşündüm. Okuyanlar varsa üzerine konuşulabilir. :)
Seni suçlamıyorum sevgilim, hayır, seni suçlamıyorum. Bağışla beni, eğer kaleminin mürekkebine arada sırada bir damla acı karışıyorsa da, evet, bağışla.
Okuyacaklar için kısa bir özet geçmek isterim. Öyküde geçen Madame De Prie karakterinin saray yaşamından uzaklaşıp daha sade bir hayata geçiş yapmasından sonraki olayları anlatıyor. Öykünün dili son derece akıcı ve anlaşılır. Öykü, yalnızlık teması üzerinden ilerliyor.