Doğurgan toprak, doğurmakta ne denli cömertse, doğurduklarını kendine çekip almakta da o denli açgözlü; ne doğurmaktan yoruluyor, ne koynuna almaktan bıkıyor…
Bir toprak ağasının evine gelen konuk, evin bahçesinde, olmayan bir ayağının yerine tahta bağlanmış bir kuzu görünce şaşarak, ayak yerine neden tahta bağlanmış olduğunu sorar.
Ağa da bütün kuzuyu birden yiyemediğinden etin bozulmaması için kuzuyu birden kesmediğini, her gün taze et yesin diye kuzuyu parça parça kestiğini, bugün için de bir bacağını kesmiş olduğu yanıtını verir.
Emperyalizm, numarasız dünya savaşıyla, her gün taze et yesin diye kuzuyu her gün biraz biraz kesen ağa gibi, dünyanın bölgelerini parça parça yiyor.
Voltaire, Rousseau’yu hiç sevmez,ona düşmandır,onun düşüncelerini de hiç beğenmez.
Öylesine sevmez ki, bir arkadaşına yazdığı mektupta “Maymun nice insana benzerse, Rousseau’ da o kadar filozofa benzer.” der. Voltaire göre Rousseau bağnazdır,gericidir.
Ama İsviçre hükümeti, Rousseau’nun kitabını toplatıp yasaklayınca, buna başkaldıran Voltaire “ Düşüncelerine karşıyım,ama istediği gibi yazma hakkını ölünceye dek savunacağım.” der.