“Yaşadığınız hayat, hissettiğiniz nefret… bunlar zehir. Onları daha fazla içemem”
Vee en muhteşem karakter gelişimi ödülünün sahibi Matthias oldu!
Kitap mükemmel. Bağımlılık yapıcı.
Üstüne düşünülmüş, boyu aşan, zekice aynı zamanda bir o kadar aptalca yapılmış bir plan söz konusuysa beni baştan çıkarmayı başarmış demektir. Hele hele o plan bir de ters gidiyorsa. Kısacası, bu kitap aradığım her şeye sahipti. Diyaloglara bayıldım. Bir kısmına güldüm, bir kısmına hayret ettim. Sokakların ve şehirlerin betimlemeleri kesinlikle üst seviyeydi. Çoğunlukla sanki kendim Ketterdam’de dolanıyormuşum gibi hissettim.
Kaz, 10’da 10 ama “yatırımına” dokunursan kelimenin tam anlamıyla gözünü oyar. Odunluğuna ne kadar sövdüm bilmiyorum yani ama çoğunlukla da Inej’e acıdım.
“Duanı istemiyorum.”
“Ne istiyorsun öyleyse?”
Seni, Inej. Seni.
“Altınlarımın ağırlığı altında gömülerek ölmek.”
:D?
Nina ve Matthias’ın hikayesi kalbimi çaldı desem yeridir. “Seni korumak için varım. Buna ancak ölüm engel olabilir.”
Jesper, tabii ki favorimiz, ama bu kitapta tüccarcık hakkında babasına karşı söyledikleriyle bir kez daha kalbimi çaldı.
Van Eck büyük hata yaptı. Ama hadi bakalım. Buradan sonraki kitaba atlıyorumm
Seriyi çok severek okudum. Bu kitap duygusal açıdan biraz yıpratıcıydı benim için. Vhalla ve Aldrik çok farklı bir anlamda savaş verdiler, özellikle Vhalla korkunç şekilde sınandı bence. Ne var ki, bir final kitabı olarak beklentilerimi karşıladığını söyleyemeyeceğim çünkü pek çok şey ucu açık bırakılmış gibi geldi, bazı sorularıma cevap bulamadım. Yine de çok güzel bir yolculuk oldu ^^