Kitabı kafamı dağıtmak için seçmiştim ve kesinlikle işe yaradı. Farklı bir sihir ve kast sistemi vardı. Çok üstünde düşünülmüş mü, emin değilim ama hikaye oldukça akıcıydı. Karakterlerin hiçbiriyle tam olarak bağ kuramadım. Ana karakteri sevemediğim sınırlı kitaplardan biriydi. Brie, çok iyi bir hırsızdı ama pek zeki sayılmazdı (ki bazen olayların yaşanabilmesi için ana karakterin biraz aptal olması gerekir, bunu anlıyorum). Çoğu zaman gözünün önündeki cevapları görmezden gelip bir kenara itti, ben de kitap başında kriz geçirdim (ör: yara izi olayı, “hangi anne çirkin diye bir yara izinden dolayı gelini layık görmez”????????????). Ancak gücüne ba-yıl-dım. Gölgelere dönüşüp oradan oraya seyahat etmek mi? Tam benlik! Sebastian’ı ele alırsak, başlarda melek gibiydi, aşk gözünü kör etmiş diye düşündüm. Ancak kitabı çalma olayından sonra tepkisiz kalınca yok, dedim kimse bu kadar iyi olamaz, bu da şerefsiz, tacı istiyor. Öyleymiş de zaten. Finn, halkı için en iyisini isteyen prens rolündeydi, bu gözümde ona artı kazandırıyor. Bash, başka kızla oynaşma olayından sonra beni kaybetmişti zaten. Dileğim, ikinci kitapta Brie’nin, ikisinin de kıçına tekmeyi basıp tahta tek başına çökmesi. Ben öyle yapardım ahhshs.