“Masumiyet. Masumiyet bir lükstü ve Inej, Azizlerinin bunu talep ettiklerine inanmıyordu”
Bu kitap fantastik kitap zevkimi sonsuza kadar mahvetti çünkü bundan daha iyisinin yazılmasına imkan yok.
—SPOILERS—
Öncelikle, kitap sürecinde sürekli olarak Kaz’ın kafasını bastonuyla yarmak istedim çünkü bir insanın aklından geçenlerle ağzından çıkanlar arasında ancak bu kadar uçurum olabilir:
“Ağı neden istiyorsun Kaz?”
Senin düştüğünü görmeye dayanamam.
“Örümceğimi geri almak için çok uğraştım. Bunu ertesi gün düşüp de kafanı yarasın diye yapmadım.”
:D?
Yani canım Inej’ime hem yatırım diyor, hem de onun hakkında “Evet, güvenebileceğim bir kişi var. Zaaflarımı bana karşı asla kullanmayacağını bildiğim bir kişi” gibi şeyler düşünme cüretini gösteriyor. >:(
Ama bu sahnede affettim onu:
“Senin için gelirdim. Yürüyemeseydim bile sürünerek gelirdim, ne kadar yaralı olursak olalım oradan birlikte savaşarak çıkardık, bıçaklar çekili, ateş ederek. Çünkü biz böyleyiz. Mücadeleyi asla bırakmayız.”
Şu da var:
İntikamın da planın da canı cehenneme. Rollins, Inej’e bir şey yapmışsa Kaz, Doğu Çıtası’nı onun bağırsaklarıyla boyayacaktı.
Ama en son neredeyse mutluluktan ağlıyordum.
“Benimle gel. Gel tanış onlarla”
Kaz başını salladı, kendini hazırlarmış gibi parmaklarını bir kez daha esnetti.
“Dur,” dedi Kaz. Sesindeki yanma her zamankinden fazlaydı. “Kravatım düzgün mü?”
Inej güldü, başındaki kapüşon düştü.
“İşte hep böyle gül.”
“Yaşadığınız hayat, hissettiğiniz nefret… bunlar zehir. Onları daha fazla içemem”
Vee en muhteşem karakter gelişimi ödülünün sahibi Matthias oldu!
Kitap mükemmel. Bağımlılık yapıcı.
Üstüne düşünülmüş, boyu aşan, zekice aynı zamanda bir o kadar aptalca yapılmış bir plan söz konusuysa beni baştan çıkarmayı başarmış demektir. Hele hele o plan bir de ters gidiyorsa. Kısacası, bu kitap aradığım her şeye sahipti. Diyaloglara bayıldım. Bir kısmına güldüm, bir kısmına hayret ettim. Sokakların ve şehirlerin betimlemeleri kesinlikle üst seviyeydi. Çoğunlukla sanki kendim Ketterdam’de dolanıyormuşum gibi hissettim.
Kaz, 10’da 10 ama “yatırımına” dokunursan kelimenin tam anlamıyla gözünü oyar. Odunluğuna ne kadar sövdüm bilmiyorum yani ama çoğunlukla da Inej’e acıdım.
“Duanı istemiyorum.”
“Ne istiyorsun öyleyse?”
Seni, Inej. Seni.
“Altınlarımın ağırlığı altında gömülerek ölmek.”
:D?
Nina ve Matthias’ın hikayesi kalbimi çaldı desem yeridir. “Seni korumak için varım. Buna ancak ölüm engel olabilir.”
Jesper, tabii ki favorimiz, ama bu kitapta tüccarcık hakkında babasına karşı söyledikleriyle bir kez daha kalbimi çaldı.
Van Eck büyük hata yaptı. Ama hadi bakalım. Buradan sonraki kitaba atlıyorumm