"Altın da olsa kafes, kafestir."
Helios'un kimse tarafından sevilmeyen kızı Kirke, bir gün aşık olduğu adamı ölümsüz yapmak isterken ilk büyüsünü yapıyor. Yıllarca hiçbir özelliği olmadan, üstelik herkesin çirkin olduğunu söylediği sesiyle yaşadıktan sonra bu yeteneğini keşfetmesi yine de sürekli aşağılanmasına engel olmuyor. Daha da beteri, Prometheus'un "Her tanrının aynı olması şart değil." demesi üzerine Kirke, gidip yaptıklarını tek tek anlatıyor. Tabii bunun sonu da sürgün oluyor. Sonrasında Kirke'nin Hermes ve Odysseus ile ilişkisini görüyoruz.
Kitapta, Daidalos, İkaros, Minotauros, Theseus da yer alıyor.
Kirke'nin pişmanlıkları, yalnızlığı, gereken durumlarda beklediğim tepkiyi göstermemesi bazı anlarda beni çok boğdu.
Sonunun bir kısmını tahmin etmiştim ancak bu kadarını beklemiyordum. Hatta Kirke'nin geç bile kaldığı konular vardı. Ancak mutlu gibi bir sonu olması hoşuma gitti. En azından ben mutlu bittiğini düşünmek istiyorum. Çünkü Kirke artık mutluluğu yaşamalıydı.
Ben Kirke, Akhilleus'un Şarkısı'ndan sonra biraz sönük kalmış gibi ama yine de beğendim.