Öncelikle herkese selam!
Bu benim yazdığım ilk inceleme, bu sebeple bir miktar heyecanlandım. İncelemem bol bol SPOILERlı olacak, o yüzden kitabı okumamış olan okuyucuları sağdan sağdan kitaba doğru alalım. Sürçü lisan ettiysem affola diyip hemen incelemeye başlayalım.
Gölge ve Kemikte güçlerini keşfeden, ilk büyütecini boynuna takan Alina tam Malyen ile birlikte uzaklara kaçtı derken bakın şu olanlara?? Bir noktada tabii ki de Karanlıklar Efendisi’nin onları bulacağı biliniyordu. Evet, kaçabilecekleri en uzak yere gittiler, ellerinden geleni yaptılar. Lakin bir insan hiç mi güçlerini geliştirmek için uğraşmaz? Git bir kuytu köşeye uğraş yani. Adam geldi, aa buldum seni dedi, kız da okey dedi ve döndüler.
Kitabın benim için neredeyse tek kazanımı Sturmhond aka Nikolai Lantsov oldu. Yahu sen bizim kurnaz, zeki karakterlere susamış çölümüze bir vaha mı olmaya geldin? İyi ki geldin, hoşgeldin. Düşünme tarzı, atikliği, (çoğu zaman) herkesten bir adım önde oluşu, esprileri, hiç bıkmadan Alina’ya ilanı aşk etmesi… mükemmel biri.
Yazar seride harika bir evren kurmuş. Muhteşem detayları var bu evrenin. Ama karakterler tam tersine çok zayıf kurulmuş. Dolayısıyla karakter gelişimi de yok. En büyük örneği Alina. Yani Karanlıklar Efendisi seninle bağ kuruyormuş. E kardeşim bunu fark ettiğin anda ne bileyim bir meditasyon yap, bir şey yap, sen de ona bağlanmaya çalış mesela? Özellikle Malyen’ın sen çok değiştin ve ben kendimi buraya ait hissetmiyorum isimli türküleri söylediği sıralarda Alina’nın bir kendine gelip “ben koskoca Güneşin Elçisi’yim, benim yerim burası ve senin ağlamalarınla uğraşamam” demesini bekledim ama yok. Ne aklıyla düşünebiliyor ne de kalbiyle hareket edebiliyor. Ben 2. Ordu’da görev yapan bir Grisha olsam karşımda asla karar mekanizması 0 olan, daha kendi