Allah’ın bildiğini kuldan saklamanın manasız olduğunu sanan şeytanî teselli, uydurma bir samimiyet rolü içinde dünyanın en misilsiz ahmaklığına yuvarlandığını bilmez. Bu teselliyle cemiyet meydanına çıkarılan günahın, günahtan başka, bir de günah cür’eti ve hatta saadeti belirttiğini ve işte bunun günahtan beter olduğunu anlamaz. Günah başka, günahın alenîlik planında belirttiği cür’et ve bir nevi iftihar edâsı başka… Birinde dayanılmayan bir nefs zoru, ötekisinde günahla varılan keyf edâsı var. İkincisi, derecesine göre, günahı aşar.
Yükselmek için düşmek, arınmak için kirlenmek, çıkmak için batmak lazım. Yeniden doğmak için ölmeli insan bir kerre, ruh olmak için teni yakmalı kadın ve suyun serinliğini bilmek için ateşe düşmeli kadın.
Ama benim bahtım, Yûsuf güzelliğine bakıp da kendi güzelliğini görmediğinden. Bahtım, kendisine bakarken, kalbinin tabakalarını teker teker aşıp da o en derindeki noktaya inebilen, kendi güzelliğini aşıp da o güzelliğin kaynağını gören, kendi güzelliğini geçip de güzelliğin merkezine yürüyen, sûreti aşıp da asla yönelen, asılların da üzerindeki aslı bilen Yûsuf’u gördüğümden.