I’m sorry you’re upset, he said, even though he knew I hated this particular remark. It was the type of thing the foreigners had learned to say from their hours of therapy, acknowledging the other person without really bringing themselves any closer. It was the surest way to make one lonely.
On bir yıl önce, yarım bir hayat yaşayacağıma tek başıma ölmeyi göze alarak özgür ama yalnız hayatımı seçiyorum.
Daha doğrusu seçtiğimi sanıyorum.
Çünkü gerçek özgürlük, şartlar ya da konumlar ne olursa olsun bireyin yaşamının her alanına taşıyabildiği özgürlüktür. Benim özgürlüğüm ise herkesten uzakta inşa ettiğim bir kulenin içinde kilitli. O kuleden bir adım bile dışarı çıksam hiç de özgür olmadığımı fark ediyorum.
Ve o anda Tanrı düşüyor aklıma, yarattığı bu koskoca evrene hayran kalacak bir canlı olmasaydı yapılan onca şeyin ne anlamı kalırdı?