“Kadın kitap gibidir ufaklık, öyle sade sonunu okuyarak bütün kitabı anlayamazsın. Zaten kadınlarla erkeklerin bir arada olma ihtimali anca romanlarda olur.”
“Bazı insanlar hikâye anlatmaz… sadece hayatı gösterir.”
Ayaşlı ile Kiracıları okurken şunu fark ettim:
kimse tamamen kötü değil… ama kimse de masum kalamıyor.
Para, çıkar, yalnızlık…
insanı yavaş yavaş değiştiriyor.
Bazı karakterlere sinir oldum
bazılarına üzüldüm…
ama en çok “gerçek” hissettirdi.
çünkü bu hikâye sandığımız kadar uzak değil…
hepimizin çevresinde.
İnsanlar parayı kazanırken değil,
harcarken ve paylaşırken değişiyor.
Ve bazı hikâyeler bağırmaz…
sessizce insanın içine oturur.
İlk bakışta sakin bir apartman hikâyesi gibi görünse de,
sayfalar ilerledikçe her karakterin içinde ayrı bir mücadele olduğunu görüyorsun.
Not:Bakamayacağınız çocuğu doğurmayın!!
Ayaşlı ile KiracılarıMemduh Şevket Esendal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20239,3bin okunma
Kitabı beğendim desem diğer polisiye kitaplara günah. Beğenmedim desem o da değil. Çok ortada bıraktı. Beğendiğim yerleri konusu ve olay örgüsü oldu. Beğenmediğim yerleri ise anlatış tarzı okurken yordu. Fazla fazla detaylar ve hep aynı vurgular. Eh en azından benim için katili tahmin etmek zor olmadı. Karaktere gelirsek; Jack bir türlü bana geçmedi. Dedektif olduğuna emin miyiz? Anna’yı da yanlışa yanlış demediği için hiç sevmedim. Eh diğerleri zaten malum. Anna’nın annesi ise düşündüğümden daha fazlası çıktı. Hiç kızına benzemiyor. Konusu; Anna’nın spikerliği bırakıp muhabirliğe geçtiği gün, doğup büyüdüğü kasabada cinayet işlenir. Kasabaya muhabir olarak gider ve eski eşi Jack de dedektif olarak burada görev alır. Bir şekilde olaylar ikisinin etrafında dönmeye başlar. Sonrası malum..
Batılı kadın, bekaret ve Füsun… Batılı kadın ile Türk kadının arasındaki farklar yine bekaret, cinsellik. Dön dolaş aynı konular daha fazla tahammül edemedim. Nasıl bu kadar sevildiğini de çözemedim.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,2bin okunma
Bitirdim ama ben mi onu bitirdim o mu beni belli değil :) ilk başlarda kitabı anlamakta zorlandım hatta sıkılıp bırakmak da istedim ama inadım engel oldu. (Yaşanan vahşetler de çabası tabi. Okurken kanım dondu. )Olaylar ilk baş yavaş ve ilerlemiyor gibi geliyor ama Charles Darnay’in Fransa’ya gitmesi ile olaylar birden hızlanıyor. Sonlara doğru teorim gerçekleşti ama duygusal yönden çok etkileyici oldu. Kitap son bölümleri için okunurmuş gerçekten de. Bu kadar sıkılmaya kafa yorup anlamaya çalışmama gayette değdi. Bu kitapta bir kahraman varsa o da sensin “Sdney Carton.”
Okuduğum en iyi romanlardan bir tanesi kesinlikle. Ana karakter öyle güçlü bir kadın ki hemen sizi etkisi altına alıyor. Türkiye'de kadın hemde dul bir kadın olarak yaşanan zorluklara değinilmiş mesela. Bilmediğim tarihin lekelerinden bahsedilmiş mesela. Kırım Türkleri (Mavi Alay), Struma, Ermenilerin yaşadıkları anlatılmış mesela. Kitabı okurken kadınlığımı, insanlığımı, vicdanımı bırakmıştım mesela.
Alman hukuk profesörün Şile'ye gidişi ile başlıyor asıl roman. Maya'nın hayatı da o günden sonra topyekün değişir.
Okurken çoğu zaman Maya'nın yerine koydum kendimi. O kadar haksızlığı sırtlayabilmek, iğrenç oyunlara alet olmak. Hiçte kaldırılabilecek güçte değil. Kadın olmak zor iş azizim. Kitabı okurken Maya oldum, Nadia oldum, Semahat oldum en çok insan oldum insan.
Aklımda kalan en etkili cümle "Hiçbir iktidar masum değildir." oldu. Zülfü Livaneli'nin okuduğum en iyi romanıydı benim için. Başucu kitabımdır. Ne zaman güçsüz hissetsem Mayadan birşeyler okumak iyi hissettirir bana. Okumayana kesinlikle tavsiyemdir.