Yalan, ağdalı bir salyadır televizyon. Çabucak sızar odaya; bürokratların kravatına sıçrayan kanı temizler. Hemen sehanın üzerindeki muhallebinin içine düşer.
Denizin üzerinde, kibrit kutularından bir ev kur bana. Tuzlu su, bütün kibrit uçlarını sakinleştirir. Yangınsız, tutkusuz, şehvetsiz kalırız öylece. Belki, işte belki o zaman aşık oluruz ikimiz, sen bana, ben sana.
Bana tecavüz edenleri vuramazsın ki. Babam değilsin ki. Damağımda kalan şu ılık kanı, evde açık kalmış tek ışığı ve o an salonun ortasında İspanyol perdelere tutunarak yere yığılmamaya çalışan hayatı..., Parçalanmış çocuk sesim, kurtaramazsın ki beni.
Neden ölelim ki.. Neden birileri vapurdan baksın otobanların kenarına kendini atan bu kadına.. Neden beyaz köpüklü halıda senin dalga sesinle boğulsun ki...