Sıla

9/10
·124 syf.··
2022 102. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 09 Eylül 2022 23:03
Hadi Godot'yu bekleyelim. Kim olduğunu sormayın, ne olduğunu da. Yalnızca bekleyelim. Bir söğüt ağacın altında, yanındaki taşın üstüne oturalım ve bekleyelim. Zaten hayatımız boyunca bunu yapmaz mıyız? Sürekli bekleriz, bekleriz, bekleriz... Neyi beklediğimizi çoğu zaman bilmeyiz fakat ona bir isim takarız. Deriz ki; "Sınavım bitince...", "Kendimi toparlayınca..." "Yeni yıl gelince" ya da "Şu gidince..." Oysa beklediğimiz hiçbir şey olmadığını biliriz, yine de bekleriz. İnsanoğluyuz bir de biz, diğerleri ne der diye düşünmeden geçemez bu yüzden beklediğimiz şeye bir de isim koyarız. Şimdi bekleyeceğimiz şey de Godot olsun. Aynen Samual Beckett'ın yazdığı bu oyun gibi, Godot'yu bekleyelim. İlk defa 1949'da yazılan bu eser, pek bilinen tiyatro oyunları gibi değil. Trajediler, komediler, olaylar, karmaşık karakterler yok. Yalnızca iki perdeden oluşan bu oyunun iki de karakteri var, Vladimir ve Estragon, dekor olarak ise yalnızca kuru bir ağaç. Oyunu tanıtmaya giriş yapmadan önce yazarı, absürd tiyatroyu ve eserin yazılışından bahsetmek istiyorum. Oyunun yazılması II. Dünya Savaşı sıralarına denk geliyor. O zamanlar sadece Avrupa değil, bütün dünyada bir kaos hakim olmakla birlikte sanat da bu karmaşaya bürünüyor. İnsanlar eski inançlarını yitirmeye, dine karşı güvensizlik duymaya başladıkça anlam arayışına giriyorlar. Bu sıralar hiç olmadığı kadar iş yapıyor filozoflar, sadece bununla da kalınmıyor insanın hayatına amaç olabileceği düşünülen her türlü düşünce ısıtılıp ısıtılıp insanların önüne koyuluyor. Herkes bir kaçış yolu ararken zirve nokta Nietzche'nin çıkıp "Tanrı öldü!" demesi oluyor. Düşünebiliyor musunuz, herkes farklı bir yönden dini tutmak isterken, hayatlarına yön vermesi için düşünceleri eğip bükerken filozoflar çıkıp 'Tanrı öldü' diyorlar. İşin garibi,
1000k
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınevi · 200010,1bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·880 syf.··
2022 95. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 05 Eylül 2022 00:00
Edgar Allan Poe, nereden anlatmaya başlasam bilemediğim bir yazar. Sözü nereden başlatsam da yeterince hakkını veremeyeceğimi düşündüğüm bir yazar. Bu yüzden bu incelemeyi yalnızca kendimi, onu bir parça anlamış sayarak, tüm eserlerinden oluşan bu cildi bitiren biri olarak yazacağım. Onu yeterince anlayamayacağımı bilsem de, deneyeceğim. Aslında yazarı, Amerikan ya da gotik edebiyatı ile ilgilenmeyen kişiler bile Morgue Sokağı Cinayeti ya da Kuzgun eseri ile tanıyordur. Hadi onları da bilmiyorsunuz, Annabel Lee şiiri kulağınıza gelmiştir eminim. Yazar bu oldukça önemli eserleri ile ünlense de elbette bu kadarıyla kalmıyor. Hayatını sefalet içinde geçirmesine rağmen elinden bırakmadığı kalemi ile pek çok önemli yazara esin kaynağı oluyor. Şu anda okuduğumuz , Jules Verne , Arthur Conan Doyle , H. P. Lovecraft , Charles Baudelaire gibi yazarların hepsi Edgar Allan'dan esinlenmiş, bazı eserlerinde direkt olarak onun izlerini göstermişlerdir. Edgar'ın yaşamı, çoğu yazar gibi pek iyi geçmemiştir. Anne ve babası o küçük yaştayken ölmüş, dönemin tüccarlarından biri tarafından büyütülmüştür. Üvey babasının ticaret işi sayesinde o dönemde Amerika'ya daha gelmemiş eserleri bile hemen okuyabiliyor, edebiyat dünyasından küçük yaşta haberdar olabiliyordu. Neyse ki, bu refah hayatı çok uzun sürmedi. Üvey babası onu okuması için İngiltere'ye gönderdiğinde, hem maddi sıkıntılar hem de Edgar'ın asi yapısı yüzünden araları açılmaya başladı. Bu yüzden Edgar öğrencilik yıllarında başladı sefalet içinde yüzmeye. Üvey annesinin ölümü ile İngiltere'den tekrar dönen Poe'yu bu ölüm çok etkiledi ve kalemine daha çok sarıldı. Bu sırada yazarın küçük bir şiir kitabının çıktığını da söylemeliyiz. Yalnızca 50 kopya basan bu kısa kitap okurlar tarafından asla anlaşılmamış ve beğenilmemişti. İyi haber şu ki, üst üste gelmeye devam eden kötü
1000Kitap
Edgar Allan Poe - Bütün HikayeleriEdgar Allan Poe · Ren Kitap · 20192,656 okunma
10/10
·479 syf.··
2022 91. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2022 10:57
"Kolay okumalar, hızlı sevgiler, beğeniler, alışkanlıklardan koptuğumuz, kopabildiğimiz, rahat ve geniş zamanlarımızı güç bir kitabı çözmeye, sevmeye, ondan bir şeyler almaya, öğrenmeye ayırabildiğimiz bir gün Atay'ın romanlarını çok seveceğiz." diyor Oktay Akbal 1977'de, Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir eleştiride. Bu söz üzerinden yıllar geçse, Oğuz Atay ve kitapları hakkında onlarca eleştiri yapılmaya devam edilse de bu söz, gerçekliğini hiç kaybetmiyor. 'Ne diye konfor alanımdan çıkacakmışım' diye düşünüyorsanız, hiç almayın bu kitabı elinize derim. Yalnızca bu kitabı değil, tüm Oğuz Atay kitaplarını okurken rahatımızı kaybetmek uğruna okumalıyız. Çünkü Selim'ler, Turgut'lar, Hikmet'ler, Beyaz paltolu adamlar böyleler. Onlar çevreye inat, kendi rahatlarını ve başkalarınınkini bozarak ilerleyen insanlar. Anlaşılmıyorlar, hiç anlaşılmayacaklar da bu karakterler. Üst üste de okusam, her sözün üstüne saatlerce düşünsem de tam olarak anlayamam Hikmet'leri, kimse anlayamaz. Çünkü bu karakterler kendilerini de anlayamıyor, ilerlerken kendilerini geçemiyorlar bu insanlar. Kafasında oyunlarla yaşayan Hikmet Benol, yazarın kendi yansımasıdır belki de. Oğuz Demiralp, 1978'de bir yazısında Hikmet için şöyle diyor; "Adının anlamının tersine doğru kayıyor, hızla. Sevgi'yle yaşarken sevgisiz, Bilge'yle bilgisiz. Parça parça olan bir benlik; toparlanamıyor. Yorgun ve yılgın bir ruh. Pencereyi açıyor son bir kez. Ölümün kucağına atlıyor." Yorgun ve yılgın bir ruh... Kitabın başlarında Hikmet'i yalnızca çok düşünen birisi olarak görüyordum. Kafasındaki detaylarda boğulan bir adamdı bu. Tutturmuş kendine bir düzensizlik, zorlukla kayıp gidiyordu. Okurken sıkıldım, bunaldım. Bazı sayfaları atladım, tonlarca örnek verilen sayfalarda okurken yoruldum. Hikmet bu sırada insanlara
1000k
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
10/10
·121 syf.··
Beğendi
·
2022 90. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2022 04:26
İki defter, biri kırmızı biri kahverengi. Nilgün Marmara'nın acılarını, şiirlerini, sevinçlerini ve korkularını görmüş iki defter. Nilgün Marmara ise, karmakarışık bir insan. Yazarı tanımıyorum, onunla hiç tanışmadım ya da konuşmadım ama bu incecik kitabı okurken, onun el yazısını görürken o benimle konuştu. Nilgün, öyle bir kadın ki. Kendisiyle savaşıyor, zamanla savaşıyor, düşünceleriyle ve günüyle savaşıyor. Hiç gereği yok bunların, biliyor ama doğduğundan beri kafasının içinde bir savaş var. Şiirlerine akıtıyor savaşını, insanlar anlamıyor. Savaştan yoruluyor, notlarına bir bir döküyor yorgunluğunu, insanlar 'hasta' diyor. "Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor." diyor Cemal Süreyya onun hakkında. Aslında, Tutunamayanlar'dan Selim gibi, Nilgün de hayatla oynuyor ve yoruluyor. İkisi de yorulduğunda oyunu bırakıyor çünkü ayağa kalkacak dermanları kalmıyor artık. Ama insanlar sadece, sadece onların öldüğünü görüyor. Nilgün Marmara, 29 yaşında balkondan atlayarak intihar ediyor. Notlarından birinde şöyle diyor; "Azımsanmayacak kadar ölmüşüm! Azımsanamayacak denli ölüyüm!" İnsanlar bunu okuyunca, yayınevinin şairi 'intiharından ibaret bir insanmış' gibi göstermekle suçluyor. Şairin ne dediği hakkında insanların zerre fikri yok, çünkü birkaç sayfa sonra Nilgün tekrar şöyle diyor; "Kendilerini ölmeden ceset olarak algılayanlar intiharlarını başkalarının bir vasiyeti gerçekleştireceği gibi gerçekleştirir. Ölüm yaşarken vardır, olmuştur, cesedi yakarak or­tadan kaldırmak gerekir." Nilgün Marmara, korkuyor. Nadir tarih koyduğu günlüklerinden birinde şöyle yazıyor; "Canavardan çok korkuyor. Çöle eklenmiş denize bakıyor
1000Kitap
Kırmızı Kahverengi DefterNilgün Marmara · Telos Yayıncılık · 20001,853 okunma
10/10
·384 syf.··
2022 86. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2022 00:41
Kitabı bitirdim ve ne diyeceğimi bilemiyorum. Adı üstünde bir 'inceleme' olması için öncelikle biraz kitabı tanıtacağım, çünkü Tanrı şahit okumanızı epey istiyorum, sonra spoiler da olabilecek bir şekilde kişisel duygularımı açıklamak istiyorum. Kitapta iki gencimiz var; birisi çokça intihara meyilli, kendi kafasında yaşayan, garip ve diğer insanlarla aynı hisleri paylaşmayan, 'ucube' denilen bir tip. Theodore Finch. Bir de kızımız var; kendisi bildiğimiz amerikan kızlarından biriymiş eskiden, amigo kızlar takımında, okulun popüler çocuğu ile çıkıyor ve orkestrada yer alıyor. Violet Markey. Hikaye başladığında Violet'i bir yıl önce ablasını kazada kaybetmiş, eskiden yaptıklarını yapmayan, hâlâ popüler tayfa tarafından istenen ama hayatında bir anlam bulamayan, üzgün bir halde buluyoruz. Amigo takımından çıkmış, orkestrayı boşvermiş, eskiden ablasının taktığı gözlüğü takan ve onun anısını yaşatmaya çalışan birisi. Kendini suçluyor ablasının ölümünden çünkü ablası araba kazasında ölürken aynı kazadan o da çıkıyor, fakat küçük sıyrıklarla. Kendisi yaşarken ablası ölüyor. Theodore'da... Bir değişiklik yok, ona hâlâ 'ucube' diyorlar ve hâlâ intihara meyilli. Bir gün okulda çan kulesinin kapısını açık bulunca çıkıyor hemen oraya. İlk başta oradan atlamamın nasıl hissettireceğini düşünen tek ölme sevdalısı o gibi gözükse de, o çan kulesinde birisi daha var. Oraya duygusal bir boşluk anında çıkmış olan Violet, Theodore'un sesi ile kendine geliyor. Düşmekten son anda Theodore sayesinde kurtuluyor. Theodore ise onu kurtarırken "Aman tanrım, Violet beni ölümden kurtardın" diye bağırıyor, aşağıda onlara bakan tüm okul Violet'i kahraman belliyor, bizim ucube de hâlâ ucube, asla terfi almıyor. Böylece başlayan arkadaşlıkları, coğrafya dersinde aldıkları şehri gezme projesi ile
1000Kitap
Hayatın KıyısındaJennifer Niven · Pegasus Yayınları · 20203,095 okunma