"Kolay okumalar, hızlı sevgiler, beğeniler, alışkanlıklardan koptuğumuz, kopabildiğimiz, rahat ve geniş zamanlarımızı güç bir kitabı çözmeye, sevmeye, ondan bir şeyler almaya, öğrenmeye ayırabildiğimiz bir gün Atay'ın romanlarını çok seveceğiz." diyor Oktay Akbal 1977'de, Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir eleştiride. Bu söz üzerinden yıllar geçse, Oğuz Atay ve kitapları hakkında onlarca eleştiri yapılmaya devam edilse de bu söz, gerçekliğini hiç kaybetmiyor.
'Ne diye konfor alanımdan çıkacakmışım' diye düşünüyorsanız, hiç almayın bu kitabı elinize derim. Yalnızca bu kitabı değil, tüm Oğuz Atay kitaplarını okurken rahatımızı kaybetmek uğruna okumalıyız. Çünkü Selim'ler, Turgut'lar, Hikmet'ler, Beyaz paltolu adamlar böyleler. Onlar çevreye inat, kendi rahatlarını ve başkalarınınkini bozarak ilerleyen insanlar. Anlaşılmıyorlar, hiç anlaşılmayacaklar da bu karakterler. Üst üste de okusam, her sözün üstüne saatlerce düşünsem de tam olarak anlayamam Hikmet'leri, kimse anlayamaz. Çünkü bu karakterler kendilerini de anlayamıyor, ilerlerken kendilerini geçemiyorlar bu insanlar.
Kafasında oyunlarla yaşayan Hikmet Benol, yazarın kendi yansımasıdır belki de. Oğuz Demiralp, 1978'de bir yazısında Hikmet için şöyle diyor; "Adının anlamının tersine doğru kayıyor, hızla. Sevgi'yle yaşarken sevgisiz, Bilge'yle bilgisiz. Parça parça olan bir benlik; toparlanamıyor. Yorgun ve yılgın bir ruh. Pencereyi açıyor son bir kez. Ölümün kucağına atlıyor."
Yorgun ve yılgın bir ruh... Kitabın başlarında Hikmet'i yalnızca çok düşünen birisi olarak görüyordum. Kafasındaki detaylarda boğulan bir adamdı bu. Tutturmuş kendine bir düzensizlik, zorlukla kayıp gidiyordu. Okurken sıkıldım, bunaldım. Bazı sayfaları atladım, tonlarca örnek verilen sayfalarda okurken yoruldum. Hikmet bu sırada insanlara