İnan bana insanoğlu, hepimiz şu bocurgat gibi dönüp duruyoruz şu dünyada. Kaderin elidir bizi böyle döndüren. Ama bir yanda da, hiç değişmeyen, böyle gelmiş böyle giden, bu gökyüzü, bu dipsiz deniz var! Bak, şu albatrosa bak! Kim saldırtıyor onu uçan balığın üstüne böyle? Katiller nereye gidecek, söylesene bana? Yargıcın kendi de sanıklar arasındaysa, kim yargılayacak katilleri?
Keşke ömrüm boyunca ispermeçet yoğursam! Çünkü nice nice uzun denemelerden sonra gördüm ki, insan elde edebileceği mutluluk kavramını pek yücelerde tutmamalı, bir değiştirmelidir, hiç olmazsa. Mutluluğu kafamızda, hayalimizde değil de; günlük yaşantımızda, eşimizde, yüreğimizde, yatağımızda, softamızda, atımızın sırtında, ocağımızın başında, yurdumuzda aramalıyız. Tüm bunları anladıktan sonra, ömrümün sonuna kadar ispermeçet yoğurmaya hazırım.
Ama gene de bu balinaya acıyamazdık. Yaşlılığına, sakat kanadına, kör gözlerine karşın, öldürmek zorundaydık onu. İnsanoğlunun sevinçli düğünlerine, bayramlarına ışık sağlaması için; kimse kimsenin kılına dokunmamalı diye vaazlar verilen görkemli kiliselerin aydınlanması için öldürmek zorundaydık onu.