Hepsi birbirinden akıcı 20 bölüm…
Okurken birçok kez aydınlanma yaşadığımı söyleyebilirim.
Kitabın başında Ortadoğu’nun neresi olduğundan, -sadece Müslümanlar için değil- tüm insanlar için ne önem arz ettiğinden, yeraltı kaynakları ve coğrafi konumunun bunda ne denli etkisi olduğundan bahsetti yazarımız.
Ortadoğu’nun yapıtaşları olan ülkelerin yakın tarihlerine dair ayrıntılı malumatlar verdikten sonra, Ortadoğu’yu tek kendine has gören İtrail devletinin (devlet diyorlar :/) eski tarihine, oluşum sürecinde hangi batılı devletlerden yardım aldığına -veya hangi devletler eliyle bizzat oluşturulduğuna- hangi kendilerine Müslüman diyen İslam beldeleri yöneticilerinin bu toprakları babalarının yadigârıymışçasına gönül huzuruyla o gavurların eline teslim ettiklerine dair bilgileri bize aktarıyor.
Özellikle İTRAİL’in politikalarının arka planında neler olduğunu kitap bitince daha rahat anlıyorsunuz. (Ve kesinlikle gündemi yorumlarken bu bilgiler size ışık tutacaktır.)
Tarihe bakınca Müslümanların bir olamamalarının, gavurların ekmek bölermişçesine parça parça edip önümüze serdiği sınırların içinde ‘sadece ben’ diye hayatta kalma ve öne çıkma çabalarının sonucu olarak tüm Müslümanların hep birlikte nasıl da geride, nasıl da suskun, şuursuz ve boynu bükük kaldığını görüyoruz.
------
Biz; sınırları ve ırkları aşmadıkça, bir amaç uğrunda birleşmedikçe, HAK diye yola düşmedikçe, zalime pençe, mazluma yaslanılacak bir omuz olmadıkça bu dava bizim omuzlarımızda yükselmeyecektir.
Rabbim, bizi bu davanın erleri eylesin. Bizi bu emaneti yüklenecek feraset sahibi bir Müslüman kılsın. Âmin.