Şimdilerde insanların en büyük sorunu buydu işte: Sahip olduklarının kıymetini bilmiyor, her zaman daha fazlasını istiyorlardı. Hem de çalışmadan. Emek harcamadan. İstedikleri olmadığında şımarık veletler gibi sızlanıp duruyorlardı. Çoğu insan dünyanın onlara borçlu olduğuna inanıyor, hayatta yaptıkları yanlış seçimlerden başkalarını mesul tutuyorlardı. Ve herkes işler planladığı gibi gitmezse öylece bırakıp kaçabileceğini sanıyordu.
Önemsiz bulduğum insanlara neden buradan nazik davrandığımı düşündüm. Çünkü onlar benden her an nefret edebilirler. En ufak bir hareketim yüzünden beni yargılayabilir, bana kin besleyebilirler. Oysa beni seven insanlar zaten beni seviyor ve beni aniden sevmekten vazgeçme ihtimalleri düşük. Bu yüzden onlara karşı daha huysuz ve ters olabiliyorum.
Biliyorum, bu tanım çok yerinde değil ama... Kendimi her şeyi görüp geçirmiş yaşlı bir kadın gibi hissediyorum. Hiçbir şeye ilgim kalmadı. Her şeyin parıltısı kayboluyor. Kendimi hiçbir şeye tam anlamıyla veremiyorum ve hiçbir şey eğlenceli gelmiyor. Ama tuhaf olan şu ki, hayatım hâlâ sıkıcı gelse de bir şey yapmak istiyorum. Geçen hafta boyunca hep dinlendim, bir sürü zamanım oldu. Üç günü uyuyarak geçirdim ve dört saat televizyon izlediğim günlerde bile elimde o kadar çok zaman kaldı ki... Bu zamanı, yani aslında bu can sıkıntısını yok etmek istiyorum ve bunu yapabilmek için bir şey yapmam gerektiğini biliyorum, değil mi? Ama elim kolum bağlı hissediyorum. Sıkılıyorum ama enerjim de yok. Bu döngü tekrar tekrar yaşanıyor ve aklımı kaçıracak gibi oluyorum. Bu yüzden gece yarısı dışarı çıkıp parkta çimenlere uzanıyorum. Çünkü boğuluyormuşum gibi hissediyorum. O günkü ruh hâlim ne olursa olsun, bir şey yapmam gerekiyormuş gibi hissediyorum ama içimdeki çaresizlik beni durduruyor. Eğer o gün iyi hissediyorsam bir şey yapmak mümkün oluyor. Mesela dün, dün güzel bir gündü. Akşam günbatımını izledim, köpeklerle koştum, çiçek kokladım. Dün akşam kısa bir anlığına yaşamak güzelmiş gibi hissettim. Ama sadece bir gün sonra yine çaresizliğe gömülebiliyorum, sanki siyahla beyaz gibi. Çevremdeki dünyaya karşı tamamen ilgisizim. Hayatın küçük zevklerini aramalısın diyorlar ama bunu bilmeyen kim var ki? Ben diyorum ki, işte, o küçük şeyleri yapmak bile çok zor... Kendimi bozulmuş gibi hissediyorum ve böyle yaşamaya devam etmek korkunç bir şey olurmuş gibi geliyor.