“Kuşluk vaktinin sırtından indirildi bu ağır heybem
Ve güneşin iki kaşının ortasına mühürlendi bir kehanet
Bir nehrin yatağını kurutan mutlak irademle
Sana doğru yürüdüm,bitimsiz ve tükenerek...
Ayaklarımda balçık ve mukaddes bir emanet.
Her adım,göğüs kafesinden bir ayetin çalınmasına eş
Surların,burçlarından daha tehlikeli Azelya!
Kendi putunu kendi elleriyle yontan bir kavmin en ulu otağında
Yüzümü senin yurduna
O en derin uçuruma dönmek,kolay mı sanıyorsun ha?
Ben ki levh-i mahfuzda yan yana yazılamamış bir harfim
Ama sen ki...
Senin bir tanımın yoktu ki lügatta
Bir araya gelmemiz bir dinin doğuşu ve inkârıydı aynı zamanda
Anlatamayışımdan anla beni Azelya..
Arşın direkleri titrerken
Bu dikbaşlılığımla eğildim sana
Şimdi mabetlerim yıkık
Sunaklarım da soğudu kendi kanıyla...
Ahh deyip aforoz edildim nihayet kendimden
Niye mi?
Geç kalmış olsaydım keşke
Hiç gelememiş olmak sahte peygamberler büyüttü içimde...”
||Ömer Boratav