Hepimizin -neredeyse- diline pelesenk olmus bir kelime travma. Gündelik hayatımızda pek çok durum karsisinda travmatize oldugumuz soylemlerini pek sık kullanabiliyoruz. Peki travma bu kadar basit bir sey mi? Kimi kaynaklar ölüm tehditi içermesi gerektiğini söylüyor. Fakat bu tehditin gerçek bir tehdit olup olmadığına dair neler söyleyebiliriz? Afetler, kazalar, saldırılar, savaşlar gibi durumlar açık tehdit içerirken kişinin öznel algıları gerçekte tehdit oluşturmayacak durumları da tehdit olarak algiliyorsa buna travma değil diyebilir miyiz? Birey dünyayı kendi algılarına göre anlamlandırır ve yaşadığı olayları bu öznel durum içersinde değerlendirir. Bu, biri için travmatik olan bir olayın bir diğeri için etkisiz olabileceğini de bize gösterir. Travmayı yaratan olayın kendisi mi yoksa bireyin algıları mıdır sorusunu da kendimize sorabiliriz burada. Olgunun felsefik boyutunu bir kenara alıp psikolojik boyutunu değerlendirirsek, travmayı günlük rutinimizi, anlamlandirma sureclerimizi bozan, dehşet, korku, kaygı uyandıran; tehlikeli olarak algılanan ve çoğunlukla çaresizlik, zayıflık hislerinin eşlik ettiği; ani ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşen olaylar olarak tanımlayabiliriz. Neyin travma olup olmadığına olayı/durumu yasantilayan kişinin bunu nasıl değerlendirdiği ve hayatındaki etkileri belirler diye düşünüyorum. Bunun dışında yaşananlar ile ilgili kıyaslamalar yapmak, basite indirgemeye ve "mantik" çerçevesine yerleştirmeye çalışmak doğru bir iş değil zannımca.
Insan hayatı boyunca birçok travma yaşar, bunların kimisini hatırlarken kimisi bilinçaltında kalır. Özellikle çocukluk dönemi yaşantıları hem daha travmatik olabiliyorken hem daha muğlak bir alana itilir. Hatirlamadigimiz travmalarımız yetişkinlik dönemlerimizde farklı semptomlarla kendilerini açığa