Ayfer Tunç’un Aziz Bey Hadisesi, okuru ilk sayfadan itibaren kendi dünyasının içine çeken, kısa ama etkisi uzun süren bir metin. Bu kitabı elime aldığımda, aslında sadece kısa bir öykü okuyacağımı düşünmüştüm; fakat sayfalar ilerledikçe kendimi gündelik hayatın telaşından uzaklaşmış, bambaşka bir ruh halinin içinde buldum.
Metnin en çarpıcı yanı, sadeliğinin ardına gizlenmiş derinliği. Ayfer Tunç, büyük olaylara ihtiyaç duymadan, sıradan bir hayatın içinden sessiz ama güçlü bir hikaye çıkarıyor. Aziz Bey’in dünyasına adım attıkça, onun yalnızlığı, kırgınlığı ve içsel çatışmaları okura fark ettirmeden sirayet ediyor. Bu yönüyle kitap, sadece bir karakteri anlatmakla kalmıyor; insanın kendi içindeki boşluklarla da yüzleşmesine alan açıyor.
Okuma sürecinde en çok hissedilen şeylerden biri, zamanın yavaşlaması. Sanki dış dünyadaki tüm sesler azalıyor, geriye yalnızca anlatının sıcak ama hüzünlü tonu kalıyor. Bu hüzün, ağır ya da bunaltıcı değil; aksine insanı saran, tanıdık bir duygu gibi. Belki de bu yüzden metin bittiğinde geriye hafif bir sızı ve uzun süre akılda kalan bir etki bırakıyor.
Kısacası Aziz Bey Hadisesi, kısa sürede okunabilecek ama etkisi uzun süren bir eser. Okuru gündelik hayatın karmaşasından çekip alarak, sade bir anlatım eşliğinde derin bir iç yolculuğa davet ediyor. Bu yönüyle, küçük görünen bir hikayenin ne kadar büyük duygular taşıyabileceğini hatırlatan, incelikli ve etkileyici bir anlatı.