Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra da kafanın içinde dönmeye devam eder. El Kızı işte onlardan biri.
Okurken boğazım düğüm düğüm oldu. Her sayfada sinir oldum, kızdım, içim ezildi. Sanki sayfaların arasına sıkışmış bir kadının sessiz
çığlıklarını duydum.
Orhan Kemal’in anlattığı dünya bana uzak değildi. Belki birebir aynı değil ama benzerini duydum, gördüm… Hacer’in manipülatif halleri, Nazan’ın sessizliği, Mazhar’ın kararsızlığı… Hepsi o kadar tanıdık ki. Kitap boyunca “Nazan konuş artık, yeter sustuğun!” demek istedim. Ama bazen kadın olmak, susturulmak demek. Ve biz bunu hâlâ yaşıyoruz.
Mazhar gibi adamların “iki arada bir derede” halleri hiç masum değil aslında. Bir şey yapmadıkları için suçlular. Kimi zaman susarak, kimi zaman göz yumarak kadınlara hayatı zindan ediyorlar.
Bu kitabı okurken sinirlendim, üzüldüm, ama en çok kendime acıdım. Çünkü bazı şeylerin hâlâ değişmediğini görmek yordu beni. El Kızı, sadece bir roman değil. Bize içi kanayan bir toplumun aynasını tutuyor. Kim bakmaya cesaret ederse…
Tavsiye eder miyim? Kesinlikle. Ama huzur arayanlara değil. Gerçeklerle yüzleşmeye hazır olanlara.