Senin peşinden sonsuza kadar gelirim.
#alıntı
️Puan:9/10
Tropes:Dark Romance/Askeri Romantizm/Zorunlu Yakınlık
Karanlık askeri romantizm atmosferini iliklerinize kadar hissettiren bir devam kitabı: Sırtındaki Hançer.
Serinin ilk kitabını çok sevmiştim ama bu kitapta Cameron ve Emery arasındaki bağ çok daha ağır, yaralı ve tehlikeli bir yere evriliyor. Bu yüzden okurken sadece “ne olacak?” diye değil, “bu ikisi birbirini kurtarabilecek mi, yoksa daha da mı mahvedecek?” diye sayfaları çeviriyorsunuz.
Konuya spoiler vermeden değinmem gerekirse; Emery, Yeraltı Denemeleri’nden sağ çıktıktan sonra hafızasını kaybetmiş halde uyanıyor. Zihni eksik parçalarla dolu, bedeni onu neredeyse yenilmez yapan deneysel ilacın etkisinde ve karşısında, hatırlayamadığı sırların merkezinde duran Cameron Mortem var. Yani Mori. Soğuk, kontrollü, tehlikeli ve Emery’nin unuttuğu geçmişin merkezinde olan adam.
Ama işin güzel tarafı şu: Emery onu hatırlamıyor olabilir, fakat aralarındaki çekim hafıza dinlemiyor. Bu ilişki öyle güvenli, yumuşak, huzurlu bir aşk değil. Daha çok savaş alanında birbirine sığınmaya çalışan ama aynı zamanda birbirinin en büyük zayıflığına dönüşen iki insanın hikayesi.
Cameron’ın Emery’ye yaklaşırken taşıdığı korku, Emery’nin hem kaybolmuş hem de hala inanılmaz güçlü duruşu ve ikisinin arasındaki “düşman mı, sığınak mı?” gerilimi kitabın en sevdiğim tarafıydı.
Ayrıca gizli görevler, ölümcül deneyler, yeraltı dünyası, sırlar ve sadakat sınavları derken atmosfer baştan sona karanlık ve tetikte hissettiriyor. Özellikle Cameron ve Emery’nin ilişkisi bana sürekli şu hissi verdi: “Bu ikisi birbirine iyi gelmek istiyor ama geçmişleri buna izin verecek mi?”
Özetle, ben bu seriyi gerçekten çok sevdim. Eğer karanlık askeri kurgu, tehlikeli görevler, sırlar ve “bu adam