Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Everest'te yolunu şaşırmış donmak üzere olan bir dağcı olsaydım, okyanusun ortasında dalgaların hızla çarptığı bir kayaya tutunmuş, gemisi batmış bir kazazede olsaydım,
Sahra Çölü'nde güneşin altında cayır cayır yanan bir kâşif olsaydım,
caddede karşıdan karşıya geçmek isteyen bir kör olsaydım,
gecenin bir saatinde arabam bozulsaydi,
ıssız bir adada yaşasaydım,
sürücü kabininde yalnız bir hızlı tren mkinisti olsaydım, sigaramı yakmak üzereyken ateşimin olmadığını farketseydim, merdivenlerin başında kalacakmış bir felçli olsaydım, komik bir hikaye bilseydim ve bunu anlatacak kimsem olmasaydı, sırtımın ortasında bir yer kaşınsaydı ve kolum oraya uzanamasaydı, işte o zaman Jean-Paul Sartre bir cüret çıkıp bana "cehennem başkaları" deseydi, ondan sırtımı kaşımasını isterdim.
Eylemlerimiz önceden belirlenmiş olmakla kalmıyor,bunların garantisi bile var. Aynı. Tutarlı. Asla değişmez. Yenilik ihtimali sıfır. Yaratıcılık sıfır. Özgürlük sıfır. Totalitarizm. Yaşamlarımız gitgide daha düzenlenmiş, gitgide daha düşüncesiz ve duygusuz bir rutine tabi kılınıyor. Gelecek yüzyılın duygu teknolojisi açlık, orgazm, şehvet, saldırganlık gibi duyguları bile düğmeye bir basışta hissetme ya da tatmin etme olanağını verecek bize. Zaman kazandiran makinelerin ve düğmeli kontrol mekanizmalarının bize görünür sunduğu sonsuz sayıdaki seçim, çok küçük ve sınırlı bir bağlamin içinde yer alıyor aslında. Kendi totalitarizmimimizin kurbanlariyiz. Her düğmeye basışımızda davranış çeşitliliğini, atalarımızdan kalma davranış tarihini yok ediyoruz. "Zıp, sen öldün."