Yaşar Kemal’in İnce Memed romanını okuduktan sonra içimde tarifsiz duygular uyandı. Anadolu’nun o yoksul köylerinden, ağaların zulmünden, umudun nasıl doğduğundan bahseden bu kitap sadece bir roman değil, adeta bir halk çığlığıydı. Benim için İnce Memed, bir insanın adaletsizliğe karşı nasıl dimdik durabileceğini gösteren güçlü bir karakterin hikayesi oldu.
Kitabın dili oldukça yoğun ve betimlemeleri çok etkileyiciydi. Özellikle Toros Dağları'nın, tarlaların, köylerin tasvirleri öylesine canlıydı ki, sanki oradaymışım gibi hissettim. Yaşar Kemal’in doğayı bu kadar güçlü anlatabilmesi bence romanı diğerlerinden ayıran en önemli yönlerden biri.
İnce Memed’in karakter gelişimi de beni çok etkiledi. Başta sessiz, içine kapanık bir çocukken, yaşadığı haksızlıklar onu bir halk kahramanına dönüştürüyor. Burada, bireysel bir başkaldırının zamanla toplumsal bir direnişe nasıl dönüşebileceğini çok güzel bir şekilde görüyoruz. En çok da Memed’in içindeki merhametle öfke arasındaki çatışma dikkatimi çekti. Çünkü gerçek hayatta da çoğu zaman benzer ikilemler yaşıyoruz.
Roman sadece bir isyan hikayesi değil; sevgi, acı, direnç ve insan olmanın ne demek olduğunu anlatan çok katmanlı bir yapıya sahip. Özellikle Türkiye’nin sosyal yapısını anlamak isteyen herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
İnce Memed beni hem duygusal hem de düşünsel anlamda çok etkiledi. Okuduktan sonra bir süre kitabın etkisinden çıkamadım. Her şeyin ötesinde, bu roman bana şu cümleyi düşündürdü: Zulmün olduğu yerde direniş de vardır.