"İyidir," dedim bozuntuya vermeden. "Hayırlı olsun."
"Ha, bu mu?" ayaklarına yattı namussuz ellerini direksiyona vurarak. "Beğendin mi otomobilimi?"
"Fena değil," dedim ben de gıcıklığına. "Kaç motor?"
"Ne motoru lan? Dalga mı geçiyorsun?"
"Yok abi, sen otomobil falan diyince..."
Mümtaz Abi gözlerini kısıp bana şöyle bir baktı. Neyse ki, sonunda sopa istememe değil, aptallığıma verdi yorumumu. "Motorlu değil bu," diye açıklamaya girişti. "Pedalla çalışıyor. Ama üç vitesi var."
"Süper," dedim. "Bir metrelik plastik bir arabada üç vites...
"Ne anlarsın lan sen?" deyip vitese davrandı Mümtaz Abi.
"Bir tur verir misin, gezeyim?" diye sordum gururumu ayaklar altına alma pahasına.
"Veririm," dedi Mümtaz Abi. O bir saniye, mutluluktan bayılacağım sandım. Ama sonra ayı gibi gülerek elini şaklatıp nah işareti yaptı. "Bunu veririm, ister misin?"
Şeytan diyordu, kafa göz giriş piç kurusuna. Belki o si*indirik Düldül'ünden çıkamadan, birkaç tane yapıştırıp kaçabilirdim. "Ayıp ediyorsun Mümtaz Abi," dedim yutkunarak. "Ne olur yani, biraz kullansam?"
"Nasıl kullanacaksın lan sen bunu o boyunla?"
"Kullandım ki daha önce," diye yalan attım.
"Yok ya?" Artık iyiden iyiye kafaya alıyordu beni.
"Kuzenimin de var aynısından," dedim. "İki tekerlekli bisiklet sürmeyi kıvıramayınca bundan aldılar." Tanrım, ölecektim kıskançlıktan.
"Si*tir git lan indirme beni aşağıya!" Bunu söyledikten sonra da çekti gitti serseri, egzozuna boğuldum. Metaforik anlamda yani. Yoksa öyle bir zamazingosu yok aletin. Bildiğin oyuncak işte. O kadar da büyütülecek bir halt değil aslında.