"O halde belalar bizim için birer iyilik midir?"
"Bu senin bakış açına göre değişir. Eğer aşık isen ve bela sevgiliden geliyorsa yalnızca bir sitemdir. " Aşıkına kendisini hatırlatmak isteyen sevgiliye kim kızabilir?"
" Bu durumda kulların hepsi Allah'ı sevmek durumundadır, öyle mi?"
"Bize güzelliğinden bir nebzetattırdığı vakit koydu o sevgiyi kalbimize. Kulun bu dünyada güzele düşmesi, güzelliğin peşinde olması, güzelliğe doğru akıp gitmesi hep bu yüzdendir. Güzel bir kadın, güzel bir ses, güzel bir şiir, güzel bir manzara, güzel... hep güzel...."
"Bütün bunları sevdikçe Allah'ın güzelliğinden bir parça sevmiş oluyoruz yani?"
"Tam da öyle . O'nun haricinde bir şey sevemeyiz çünkü. Bütün ırmakların denize akması, bütün damlaların denizi özlemesi gibi."
"Seven bir damla, sevilen bir deniz?"
"Seven kul, sevilen sultanda diyebilirsin. Bütün kullar sultana yakın olmak isterler. Her damlanın şu ya da bu şekilde denize koşması gibi."
"Sevilenin seveni kendine çekmesi gibi de... peki bu yakınlığın sınırı nedir?"
Sınır yoktur. Sır vardır. Sır, birinin diğeri için yok olmasıdır."
"Feda olmak yani?"
"Hayır aslına dönmek , vatanına dönmek... Belki de kendisi olmak...!
" kendini bilen Allah'ı bilir, buyrulmasındaki hikmet gibi desenize . Hani seven, sevgili için feda olunca kendisi olur; aradan ikilik, sen -ben kalkar seven ile sevilen aynileşir ve seven sevgilide ebedilik bulur; onun gibi... bu durumda aşık, maşuku için öldüğünde gerçek aşkı bulmuş oluyor herhalde!?...
" Ölmek demeyelim istersen, ölerek var olmak, dirlmek diyelim."
Gelimli gidimli dünya diyelim... orada ölüm her ne kadar bir son gibi görünse de hakikatte o bir başlangıçtır.Sırası gelen ekilir, biçilir... Son ucu ölümlü dünya diyelim... Ölüm ile iç içe geçen hayat. Yaz bahar gelince yeniden yeşermesi gibi
Sonra bir nida duyuldu:"Elestü bi-Rabbiküm!..." yani ki, "Ben sizin Rabbiniz değilmiyim?" Bu öyle bir nida idi ki cevabı herkesin hayranlığı içinde gizlenmişti; herkes bu sorunun cevabını kendiliğinden biliyordu; herkes aynı anda ve bir ağızdan "Kalu/ dediler." "Bela!...Bela!..Bela!... Her dilde değil, tek dilde , ezel dilinde bu "bela"lar "Evet, elbette öyledir, sen bizim Rabbimizsin!" demekti.
Olumsuz sorulara verilen bir olumluluk cevabı. Evet" anlamına gelen yığınla kelimeden biri... Buna rağmen hiç bir ruh " Ben sizin Rabbiniz değilmiyim?" Sorusuna doğrudan doğruya "Evet" demedi. Çünkü o vakit cevap, haşa ki "Evet, sen bizim rabbimiz değilsin !" Olacaktı.
"Bela" dedik ve kaderimize bela yazıldı. O anda anladım ki dünyada belalar ile imtihan olmamız bundandı. Sonraki nidayı duyunca buna tamamen inandım:"Şehidna!"Yürekleri yerinden titreten bir kelimeydi bu ve ikaz ediyordu, "İşte sizi birbirnize şahit tuttuk!" Allah güzelliğinden zerre miktarını bize bağışlamış ve karşılığında kulluk sözü almıştı. Bununla da kalmamış bizi bu sözümüzden dolayı birbirimize şahit tutmuştu. Yani herhangimiz , verdiğimiz sözü unutur veya o sözden dönersek diğerimiz ona hatırlatacak,"Aman ha! Ezel gününde , can bezminde söz vermiş, bela demiştin" diyecekti.
Tek üzüm mevsiminin Sonbahar olduğunu nasıl söylersiniz? Oysa dinleyin beni; üzüm Kış mevsiminde olgunlaşır; içinde uyuyan özsuyu, fark etmeden titreşir ve rüyalarında görür şarabı. Ve İlkbahar'dır, zümrüt yeşili tanelerinden körpe salkımların oluştuğu. Ve Yaz'dır her taneden bal aktığı, salkımlarının güneş ışığıyla renklendiği.
Eğer her mevsim taşıyorsa içinde diğer üçünü de, o zaman zamanın ve boşluğun her noktasında tektir onlar.
Evet, zamandır en maharetli oyuncu ve insandır ona en fazla aldanan!
İyiyi çekmek ne kolaysa, kötüyü çekmek de kolaydır . Sevmek ne kadar kolaysa , nefret etmek de o kadar kolaydır.
Sınırsız kainattan; kalplerinizin sınırsız yüceliğinden çekersiniz nimetleri dünyaya . Dünya için nimet olan her şey , sizin için de öyledir .