Bu kitap, Anadolu'muzun mayası, önemli değerlerinden biri, Yunus Emre'nin hayatını anlatan bir romandır. Bu eser, Yunus Emre'nin hayatına ışık tutan biyografik bir eser olmanın ötesinde, bireyin manevi yolculuğu ve olgunlaşmasını da anlatır. Sayfa 142'de bulunan şu cümleler, okura kitabın ismi hakkında ipucu veriyor;
" Dağdan odun getiriyordum. Herkes ona odun diyordu: iki heceyle, od-un işte, ateş veren şey... Ama ben onun ilk hecesiyle ilgilendim, ateş olan kısmına, gönüllerde aşkı tutuşturan alevli kısmına, 'OD'a talip oldum. Herkes dağa odun için gittiğimi sanıyordu ama ben OD için gidiyordum. Gidiyor ve od üzerine kendimle konuşuyor, kendime konuşuyor, içimde onun alevini hissediyor, gönlümü onunla tutuşturuyordum.
Kitabın iklimine değinildiği bu cümlelerle birlikte; aşk'a âşık olan Yunus Emre'nin, beşeri aşktan ilahi aşka doğru giden yolculuğuna şahit oluyoruz.
Kitapta bahsedilen bu yolculuk öncelikle beşeri aşkla başlıyor. Yazarın kitapta, beşeri aşkın dönüştüğü gerçek sevgiyi işleyişini çok beğendim. Dünyaya gelirken,asıl menbaımız Rabbim'izin ruhundan esintilerle dünyaya geliyoruz. Hayatta, bize verilen bu esintileri çoğaltmak da,çürütmek de irademize bağlı olarak ilerliyor. Kimi, asıl kaynaktan aldığı aşkın özünü; aldatarak, yalanlarla çürütüp çöpe dönüştürürken; kimi de Yunus Emre misali, o aşkı od eyleyip harlayarak, pişirerek gerçek sevgiye dönüştürüyor. Kitapta Yunus Emre'nin aşkını harlayan, sağlamlaştıran güçlü duyguları okuyoruz. Yunus Emre'nin eşi Sitare'ye sevdası çınar ağacı gibidir. Yıllansa da yıpranmayan, her zaman canlı ve güçlü bir çınar ağacı.... Bu çınar ağacını besleyen; güven, sadakat gibi kıymetli duygulardır. Güven, ne yalan ne de şüphenin kırıntısının olmadığı bir durulukla var olur ikisinin arasında.. Onlar