Nerden nasıl başlayacağımı bilemediğim, kalbimin her zaman en nadide köşesinde kimseyle paylaşamayacağım güzel kitabım... Çoğu kısmını sessiz gözyaşları eşliğinde, çoğu kısmını şaşırıp araştırarak ve kimi kısmını da gülümseyerek okudum. Max ve Nadia' nın efsanevi aşkı, Hitlerin zulümleri, Almanya-İngiltere-Rusya-Türkiye dörtlüsünün kurbanı Struma gemisi, Almanya'dan kaçıp Türkiye'ye gelen bilim insanları, Mavi Alay, Anneanne, Babaanne ve daha birçok şey... Araştırmaya, incelemeye iten bir kitap ki bilmediğim nice şeyler olduğunu bir kez daha idrak ettim tıpkı Albert Einstein'in Atatürk' e mektup yazmış olduğu gibi. Uzun ömürlü bir sevginin örneği Max, o kötü koşullar altındaki Struma gemisinde bile sırf sevdiği üzülmesin diye her şeyin çok iyi olduğunu ileten Nadia... Ve 'Profesörle geçirdiğim günler mutlu olduğum günlerdi, acı çekmeme rağmen bir değerim olduğunu hissettirmişti bana' diyen Maya...
Ah Maya; aldığın kararlarında, var olmak istediğin yeni hayatında öğrendiklerini ve hissettiklerini hiç unutmayacak ve çok mutlu olacaksın... Çünkü sen demiştin "Tarih bu üç kadının çığlığını boğmuş, benimkini de boğmaya çalışmıştı. Ama ben onların sessiz çığlıklarını yükseltecektim. Hem Maya, hem Ayşe, hem Mari, hem de Nadia idim. Hem Müslüman, hem Yahudi, hem Katolik'tim. Yani insandım." O çığlıkları sen yükselttin, hepsinin acısını seninle birlikte hissettik...
Daha ne kadar yazsam da Serenad'ın bendeki yerini anlatamam. Hayatta tek bir kitap okuma şansım olsaydı bile seni okurdum...Canım Livaneli, iyi ki kesişti yolumuz...
Güzel bir alıntı bırakarak bitiriyorum ama Serenad sen benim için hiç bitmeyeceksin...
"Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi,18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi,saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir