***
(Tırnak içinde olan kısımlar dilsiz Elisa'nın işaret diliyle anlattıklarıdır.)
- "O çok yalnız, tek başına."
- Tek başına demek! Yani Çin lokantasına her gittiğimizde tanktaki balıkları kurtarmak mı istiyorsun? Peki yalnızsa ne olmuş? Hepimiz yalnızız. "Hayatında gördüğün en yalnız şey" öyle mi? Kendin söyledin, az önce ona 'şey' dedin. O bir 'şey', bir ucube!
- "İşaretle anlattıklarımı söyle."
- Seni anlayabiliyorum.
- "Beni duymuyorsun. Tekrarla! Tekrarla!"
- Sakin ol, Tanrım! Sakinleş.
- "İşaretle anlattıklarımı söyle."
- Pekala, tamam, dediklerini tekrarlayacağım.
- "Ben neyim? Ağzımı onun gibi hareket ettiriyorum, onun gibi ses çıkaramıyorum. Bu beni ne yapar? Olduğum tek şey, bütün olduğum, beni buraya, ona getirdi."
- Gördün mü? Ondan erkek diye bahsettin. Artık o bir 'erkek', değil mi? Vurdun mu sen bana? Elisa, izin ver de gideyim!
- "Bana bak, bana bak!"
- Tamam, bakıyorum, bakıyorum. Vurdun bana.
- "Bana baktığında... Bana bakış şekli.. eksikliğimin ne olduğunu ya da ne kadar kusurlu olduğumu bilmiyor. Beni neysem öyle, tam olduğum gibi görüyor. Her zaman, her gün, beni gördüğünde mutlu oluyor. Şimdi, ya onu kurtarabilirim, ya da ölmesine izin veririm."
- Elisa, gitmem gerek. Üzgünüm ama gitmek zorundayım. Tanrım! Neyiz biz, sen ve ben neyiz? Ne olduğumuzu biliyor musun? Hiçbir şeyiz! Hiçbir şey! Ne yapabiliriz? Hiçbir şey yapamayız! Üzgünüm, ama o şey.. o bir insan bile değil.