Kitap boyunca yalan gerek bireysel gerek toplumsal olarak kötülüğün en belirgin özelliği olarak ele alınıyor. Bir yerde "kötülük varsa yalan vardır" yahut "yalan varsa kötülük vardır."
Eski çağlarda bir delikanlı bir diş hekiminin kızına aşıktır. Sırf kızı görebilmek için oraya gider delikanlı ve sevgilisinin yüzüne bakarak otuz iki sağlam dişini çektirir.
Şimdi bu eylem üzerine hangi sevda sözlerini ekleyebilirsin ki?
Hepsi zayıf kalır.
Bu tür durumlar arasında benim tercihim imansız olduklarını söyledikleri adamı canlı canlı yaktıktan sonra bir de zavallının ailesine polis gönderip ateş yakarken kullanılan odunun parasını alan Engizisyon’dur.
Kötülüğü, kişinin kendi hastalıklı kişiliğini koruması maksadıyla, başkalarının ruhsal gelişimini engellemek için güç kullanmasıdır, şeklinde açıklamıştım. Kısacası, kötülük şamar oğlanı bulmaktır. Sadece güçlüden değil zayıftan da kaçarız. Kötü insanlar önce güce sahip olmalıdırlar ki onu kötü bir şekilde kullansınlar. Kurbanları üzerinde bir çeşit hakimiyete sahip olsunlar. En sık görülen hakimiyet ailelerin çocukları üzerindeki hakimiyettir. Çocuklar ailelerine bağımlı oldukları için zayıf ve savunmasızdırlar. Dolayısıyla kötülüğün kurbanlarının çoğunlukla çocuklar olması şaşırtıcı değildir çünkü ne özgürdürler ne de kaçabilecek kadar güçlü. Kötülüğün kurbanı olan yetişkinler de bir şekilde kaçamayacak kadar güçsüz olanlardır. Yahudiler gaz odalarına sürüldüklerinde veya Maylai sakinleri kurşuna dizildiklerinde ya da alınlarına tabanca dayandığında olduğu gibi kaçamayacak kadar güçsüz olabilirler.
Ya da Sabahattin Ali gibi kaçmaya çalışırken başına odunla vurulup öldürülür, yahut Meriç nehrini geçmeye çalışırken evlatlarını, kendi canlarını nehrin sularına bırakırlar...