"Özgürlükten, kadın haklarından söz ediyorlar. Bu, yamyamların ellerindeki esirleri yemek amacıyla beslerken, onların özgürlükleri için, hakları için çalıştıklarını söylemelerine benziyor."
"Her şeyi, karımı nasıl öldürdüğümü anlatacağım size. Mahkemede soruyorlardı bana: 'Neyle, nasıl öldürdün karını?' Aptallar! Onu beş ekimde bıçakla öldürdüm sanıyorlar. Oysa çok daha önce öldürmüştüm onu. Şimdi her erkeğin, her erkeğin, evet her erkeğin karısını öldürdüğü zaman öldürdüm onu..."
"Bu arada bana en çok dokunan da karımla umduğum gibi bir yaşam kuramamış olmamın, oysa başkalarının evliliklerinde hiç de böyle olmadığının korkunç düşüncesiydi. Bunun her erkeğin kaderi olduğunu, her erkeğin (benim gibi), bunun yalnızca kendisine özgü bir mutsuzluk olduğunu sandığını, utanılacak bu mutsuzluğunu yalnızca başkalarından değil, kendinden de gizlediğini, bunu kendi kendine bile itiraf etmediğini o zamanlar henüz bilmiyordum."
"Aşk deyince cinsellikle ilgili değil, ruhsal bir kavramdan söz edildiği düşünülür. Peki, aşk ruhsal bir kavramsa, bir ruhsal birliktelikse, bu ruhsal birliktelik sözcüklerle, sohbetlerle, konuşmayla anlatılabilir, değil mi? Oysa öyle bir şey söz konusu değildi. Baş başa kaldığımızda konuşmamız korkunç derecede zor oluyordu. Anlaşılmaz bir durumdu bu. Düşünüp söyleyecek bir şey buluyordunuz, söylüyordunuz, peşinden gene susmak zorunda kalıyordunuz. Konuşacak bir şey olmuyordu. Bizi bekleyen ortak yaşamımızla ilgili, evimizin döşenmesiyle, planlarımızla ilgili her şey söylenmişti. Başka ne konuşabilirdik ki? Hayvan olsaydık, konuşmamız gerekmediğini anlardık. Oysa insandık, konuşmamız gerekiyordu, ama konuşacak bir şey yoktu, çünkü aklımızda olan konuşmayla çözümlenecek bir şey değildi."